• Anasayfa
  • Hakkımda
  • Eserler
  • Köşe Yazılarım
  • İletişim
Facebook
ESKİ KADROLAR DEĞİŞTİRİLİYOR MU?
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

ESKİ KADROLAR DEĞİŞTİRİLİYOR MU?

ESKİ KADROLAR DEĞİŞTİRİLİYOR MU?

         Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, daha önce Başbakanlık yaptığı dönemde müsteşar olarak atadığı Hasan Celal Güzel anlatıyor:

         “1985 Ocak ayının ortalarıydı. Ben Başbakanlık Müsteşarı olmuştum. İçim yıllardır yanıp tutuşan Osmanlı Arşivi’ne sahip çıkma heyecanıyla doluydu. Özal’ın direktifiyle kaleme aldığım Hükûmet Programı TBMM’de okunup kabul edildikten sonra soluğu İstanbul’da, eski Hazine-i Evrak (Osmanlı Arşivi) binasında almıştım. O zaman birkaç arşiv uzmanı ile bir avuç hizmetliden oluşan arşiv personeli beni karşılayıp Sultanahmet Camii’nin yanındaki Sultanahmet Medresesi’ne götürmüşlerdi. Medresenin kapalı alanına sığmayan arşiv malzemeleri açıkta avlunun ortasına yığılmıştı. Milyonlarca arşiv belgesi, yağmurun, karın, güneşin altında ortalığa atılmış darmadağın duruyor; aralarında fareler dolaşıyordu. Hiç unutmam; rüzgârda savrulan sararmış kâğıtların arasına girerek çömeldim ve ‘İşte benim tarihim!’ diyerek hüngür hüngür ağladım. Daha sonra vilâyet binasına gidip Başbakan Özal’a telefon ettim ve durumu anlattım. O da çok müteessir olmuştu. Başbakanlığa bağlı Osmanlı Arşivi’ne sahip çıkma konusunda bana yetki verdi. Hemen o gün, İstanbul Valisi Nevzat Ayaz’ın il özel idaresi için yaptırdığı hizmet binalarını Osmanlı Arşivi’ne tahsis ettirip arşiv belgelerinin taşınmasını başlattım. Önce geçici olarak bina meselesini hallettikten sonra bir Kanun Hükmünde Kararname ile (ki, sonradan 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilât Kanunu olmuştur) kanunî dayanağı sağladık ve özel bir sözleşmeli personel imkânı getirdik. Sonra, 250 civarında arşiv elemanı alıp yetiştirdik.” Prof. Dr. Ahmet Akgündüz onlardan biriydi. Akgündüz arşiv belgelerine dayanarak önemli eserler yayımladı.

         Osmanlı Arşivi, bu uzman kadroların elinde hızla toparlandı. 2013 yılında arşiv, Gülhane’deki Hazine- i Evrak binasından Kağıthane’deki yeni binasına taşındı. (Eski arşiv binası bir otele dönüştü.)

         30 yıl önce arşiv, küllerinden doğarken işe alınan bu genç uzmanlar, memurluktan öteye geçip, kendi alanlarında akademik çalışmalar yapan isimlere dönüştüler, yayınlara imza attılar. Bizler de bu yazılanları okuduk ve faydalandık.

         Arşivin bir kısmı 11 no’lu Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle “Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı”nın yerine Cumhurbaşkanlığı Arşivi Daire Başkanlığı haline getirildi ve bazı kadrolar başka yerlere kaydırıldı. Hayatları bu arşivde geçmiş 250 uzman, Diyanet’ten Tapu’ya başka farklı kurumlara gönderildi.

         Bu tasfiye için kurumun yetkilileri gençleştirme, verimsizlik, işe gelmeme, dışarıya işler yapma gibi gerekçeler sıralıyorlar. Fakat 250 kişilik listedeki isimlerin hiç biri hakkında yapılmış bir tahkikat da yokmuş.

                                                                                                                                                                   NEVZAT ÜLGER

Read More
SİYASET ÜZERİNE
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

SİYASET ÜZERİNE

SİYASET ÜZERİNE

         Siyaset ısınmaya başlayacak. Yerel seçimde aday olmak isteyenler ile partilerin söylem ve eylemleri artık hep ilgi merkezlerini oluşturacak.

         Elazığ’ın merkez ve ilçelerinde belediye başkanı olmak isteyen çok sayıda insan var. Mevcut başkanlardan aday olmak istemeyen var mıdır bilmiyorum ama aday adayı olan çok sayıda kişi mevcut. Bir kısım aday adayları artık partilerde söz söyleyecek insanları aramaya başladılar.

         Eğer AK Parti ile MHP’nin oyları yetseydi, 2018’in Ekim ya da Kasım aylarından birinde seçim olma ihtimali çok yüksekti. Şimdi HDP’nin bu tarihlere evet deme olasılığı çok yüksek ama onlar da HDP ile yan yana görünmek istemiyor.

         Deniyor ki; partiler eski partiler değil artık. Söylenenlerden çok yapılanlara bakmak gerekir.

         Bir vatandaşımız, kendisiyle beraber bir cenaze namazına katılan bir siyasinin makam arabalarının, dolayısıyla klimalarının namaz boyunca boşu boşuna çalıştırıldığını sosyal medyada yazmış. Amaç, siyasetçi kişinin dönüşte serin arabada oturmasıymış. Birkaç araba için, vatandaşımız bunun hesabını yapmış, yüksek bir israf çıkmış.

         Bizimle aşağı yukarı aynı nüfusa sahip Almanya’da yaklaşık 10 bin makam aracı bulunurken bizde yaklaşık 197 bin makam aracı varmış. Demek ki biz devleti yönetmek için sayısal olarak 19 kat fazla araç istihdam ediyoruz.

         Milletvekillerinin maaşları ve sosyal hakları basında sık sık konu edilmektedir. Alınan maaşların ülkemizin refah seviyesiyle orantılı olmadığı kanaati yaygındır. Ortaya konan iş yükü, diğer ülkelerdeki vekillerin maaşları, vatandaşlarımızın ortalama geliri ve geçim endeksleri dikkate alındığında bizdeki milletvekillerin bir hayli yüksek maaş aldıkları yüksek sesle dile getirilmektedir.

         “Kılıçdaroğlu’nun genel başkanı olduğu CHP’si ile Atatürk’ün CHP’si, İnönü’nün CHP’si ile Atatürk’ün CHP’si aynı değildi diyorlar. CHP’de sarsıntılar sürüyor, dışarıya da vuruyor dalgalar; ancak orada da tarafların birbirlerini dinledikleri, parti-içi iktidarın muhaliflerin eleştirilerine kulak verdiği pek görülmüyor.

         Türkiye’de öyle ilçeler var ki Anadolu’daki birçok şehrin toplamı kadar etkiye sahiptir. Bunlardan biri de İstanbul’da Şişli’dir. CHP’li Mustafa Sarıgül, yerel seçimde Şişli Belediye başkanlığı için kampanyasını başlattı bile.

         “MHP Alparslan Türkeş‘in çerçevesini çizdiği ideolojik boyutla bugün ne kadar uyumlu? MHP lideri Devlet Bahçeli kendisinin çizgisini sorgulayan, liderliğine karşı çıkan partililere kapıyı göstermişti. Aynı kişilerin kurduğu partiye de ‘ihanet yuvası’ gözüyle bakıyor. MHP’de siyasete devam edenler ve Devlet Bahçeli İYİ Parti’ye geçmişte HDP’ye gösterdiği müsamahayı esirgiyor. MHP’nin Elazığ belediye başkanlığı için düşündüğü isim Bilal Çoban deniyor.

         AK Parti de 2001 yılında kurulduğu günkü partiden farklıdır.  AK Parti’nin Elazığ belediye başkanlığı için mevcut belediye başkanı ile il başkanının isimlerinin yanı sıra bir avukatla bir başka mühendisin de ismi geçiyor. Sayı yükselecek gibi görünüyor.

         Ne yapsın insanlar, kendileri değiştiğinde veya içinde yer aldıkları oluşum artık kendilerini tatmin etmez hale geldiğinde ya aday oluyorlar veya güvendikleri bir adayı destekliyorlar elbette. 

                                                                                                                                                                   NEVZAT ÜLGER

Read More
ENFLASYON-DEVLETÇİLİK-İSTİSMAR
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

ENFLASYON-DEVLETÇİLİK-İSTİSMAR

ENFLASYON-DEVLETÇİLİK-İSTİSMAR

         Enflasyonu, sadece parayı kıymet, miktar ve faiz haddi olarak ayarlayarak kontrol altına almak pek mümkün olmaz. Verimlilik artmadığı, kaliteli bol mal ve hizmet arzı olmadığı müddetçe, istediğiniz kadar parayı kıssanız da iş zordur.

         Devlet, sonu olmayan bir zenginlik sanılmakta, her zümre bu zenginlikten, karşılığında bir şey vermeden en büyük payı koparmak için yarış ediyor intibaını vermektedirler. Bu düşünce tarzını değiştirecek ortamın meydana getirilmesi gerekir.

         Batılı anlamdaki sosyal adaletin, ancak milletçe verimli bir çalışma neticesinde tahakkuk edebileceği unutulmamalıdır.

        Türk özel sektörü hep devletle iş yapıp büyümeyi seçtiği için devletin büyümesini kışkırtan da yine özel sektördür. Devlet hala bir zenginleştirme aracı olmaya devam ediyor.

         Sadece ekonomide değil, siyasette ve fikirde de serbestlik olmazsa kalkınma sağlanamaz. Belki de mutlu olanların sayısına ve özelliklerine dikkat etmek gerekir.

         Yazar ve düşünce adamları özgürlükleri ve hukuk devletini savunmak ve onlar için mücadele etmek yerine başını devletin güvenli omuzuna yaslamaktan vazgeçmeli. Hatta kritik aşamalarda özgürlüklerin karşısında durmaktan, statükonun yanında yer almaktan, eskimiş fikirleri ve pozisyonları savunmaktan uzak durmak gerekir.

         Bir ülkede yeterli üretim yapılmıyorsa, insanlar çalışmadan köşe dönmenin peşinde ise, köylü senede üç-beş ay çalışıp diğer zamanlarda yatıyorsa kalkınma oldukça zordur.

         Her kademedeki öğrenci, öğrenmeden sınıfı geçmek ve diploma almak istemekte, bilgisiz diploma ile de çok para kazanmak istemektedir. İşyerleri bunları işe almakta, çalışmadan yani üretim yapmadan maaş ödemek mecburiyetinde kalmaktadır. Görünürde işi olan bu gençler aslında gizli işsizdirler.  

            Bürokratlar iş yapmadan maaş almakla kalmıyorlar, bir de vatandaşlara zorluk çıkarmayı memlekete hizmet zannediyorlar. Bürokrasi enflasyonun ana kaynağıdır diyenler varsa iyi düşünmek gerekir. Bürokrasi memlekete hizmet için oluşturulmuş bir organizasyondur, insanların işlerinin önüne takoz koymak alışkanlığından vazgeçmelidirler.

         Bağımsız görünümlü medya, sivil görünümlü sivil toplum örgütleri, devletten beslenen özel sektör yöneticileri, cemaat ve tarikat görünümlü resmi din tüccarları ile doğan görünümlü şahinler “ekonomik savaş” kavramını çok seviyorlar. 

         Adına ister doların seyri deyin ister liranın seyri, bir dolar;

         2003 – 1.402 TL, 2004 – 1.348 TL, 2005 – 1.349,  2006 – 1.328,

2007 – 1.703, 2008 – 1.529, 2009 – 1.513, 2010 – 1.553, 2011 – 1.915, 2012 – 1.791.
         2013 – 2.138, 2014 – 2.323, 2015 – 2.912, 2016 – 3.538
2017 – 3.817 TL. Şimdi altı lira civarında.

         2002’den 2012 yılına kadar dengeli bir şekilde devam etmiş. 2012 yılından itibaren gerileme söz konusu. Uluslar arası oyunlara dikkat edilirse çözüme gidilebilir.

                                                                                                                                                                   NEVZAT ÜLGER

Read More
HACI ALİ ÖZTURAN
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

HACI ALİ ÖZTURAN

HACI ALİ ÖZTURAN

         Hacı Ali Özturan, Maraşlı mühendis kökenli yazarlarımızdan. Yazarımızın yedinci kitabının ismi “Kanla Gelen Madalya”. Kitap; adına Türkiye dediğimiz bu ülkenin, 1920 yılının kutlu direnişi içinde önemli bir yere sahip olan Maraş’ın TBMM tarafından tescillenmiş kahramanlığını anlatan hikayesidir.

         Kitap 438 sayfa ve 2018 yılı basımlı. Kitabı kendisi için bir şeref levhası olacak basiretle Maraş/ Onikişubat Belediyesi bastırmış. Gönlüne sağlık Onikişubat Belediye Başkanı Sayın Hanefi Mahçiçek.  

         Yazarımız, kurtuluşunu anlattığı bu abide şehrin yalnız hikayesini anlatmakla yetinmeyip, yeni kentleşme çalışmalarında da rol alan bir isim.

         Romanı okuyan, konunun çok iyi araştırıldığını ve gergef gibi işlendiğine şahit olacaktır.

         Hacı Ali Özturan “Kanla Gelen Madalya” romanında hem kurtuluş savaşına ilişkin şartları ve varılan sonucu hem de Türk Milleti’nin var olma mücadelesinde Maraş özelinde, zamanın bütün karakterlerini okuyucuyla tanıştırma inceliğini gösteriyor.

         Kitap Hacı Ali Özturan’ın; “Bu çalışmamı; “Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzar olamaz” inancıyla göğsünü kurşunlara siper, bu toprakları bize yurt eden şehit ve gazilerimize ithaf ediyor, rahmet ve minnetle anıyorum” cümlelerine kalben katıldığımı belirtirken, yazarı büyük bir zevkle tebrik ediyorum.

         Ellerine ve yüreğine sağlık Hacı Ali Özturan.

         Not: Herkesin bayramını tebrik ediyorum.

                                                                                                                                                                   NEVZAT ÜLGER

Read More
BÜNYAMİ ERDEM VE “DAĞLARIN İKLİMİ”
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

BÜNYAMİ ERDEM VE “DAĞLARIN İKLİMİ”

BÜNYAMİ ERDEM VE “DAĞLARIN İKLİMİ”

         Bünyami Erdem, Elazığlı edipler içerisinde en çok eser veren yazarlardan biridir. Romanları kadar, irfani eserleriyle de bilinen bir yazarımızdır. Kendisi “Miyadınlı Mehmet Efendi”nin torunu olmasının yanında, irfani eserlere hem vukufiyeti hem de tecessüsü vardır. Bu alanda yazılmış iki elin parmakları sayısınca tarikat şeyhlerine ait eseri vardır.

         Bünyami Erdem’in son romanı “Dağların İklimi”. Kitap Kitsan yayınları arasında, 2018 yılında 240 sayfa olarak çıktı. Gerçek bir hayat öyküsü.

         Romanı okuyunca, yazarımızın kadirşinaslığına hayran kaldım doğrusu. Kitap rahmetli Abdullah Ataman’ı anlatıyor. Elbette roman olması nedeniyle işin bir kurgu tarafı var. Ama anlatımı güzel ve kurgusu yerli yerine oturmuş doğrusu.

        Romana konu olan Abdullah Ataman 1944 Kemaliye doğumlu. Çeşitli dergilerde yazılar yazdı. Halk bilimi üzerine geniş araştırmalar yaptı. Fotoğraf sanatı ve gazetecilik dalında ödüller aldı, sergiler açtı. Yerel televizyonlarda yöneticilik ve programcılık yaptı. DSP Elazığ İl başkalığı yaptı. Kültür-Sanat derneklerinde kurucu ve yönetici olarak görev aldı. Toplumun büyük kesimi tarafından takdir edilir ve sevilirdi. Valilik fotoğrafçılığında bir semboldü adeta. Ataman 71 yaşında vefat etti. Allah rahmet etsin.

         Bünyami Erdem büyük bir vefa örneği göstererek hem Abdullah Ataman’ı kitaplaştırmış, hem de edebiyat iklimine “Dağların İklimi”ni kazandırmıştır. Okunmayı fazlasıyla hak ediyor. Yerelden ulusala önemli bir katkı. Yazarı Tebrik ediyorum.

                                                                                                                                                                   NEVZAT ÜLGER

Read More
NEREDEN BU ABD YANDAŞLIĞI?
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

NEREDEN BU ABD YANDAŞLIĞI?

NEREDEN BU ABD YANDAŞLIĞI?

         İkinci Dünya savaşı sonrası toplanan Yalta Konferansı kararına göre devletler iki blokta toplanacaktı. Doğu Bloku ve Batı Bloku.

          Birincisi/Doğu Bloku/Varşova Paktı; Marksist değerler çevresinde oluşturulacak Komünizm olacak ve lider ülke de SSCB/Rusya olacaktı. Proleterya hakimiyeti esas olacak denilmesine rağmen esas olan “Devlet” ve devletde de “polit büro üyeleri” oldu ve sistem de “devletçilik esaslarına” göre yürütüldü. Üretim, dağıtım, teknoloji ve tüketim limiti ve şekli devlet merkezli oldu. Öyle de oldu. İnsan unutuldu ve dolayısı ile hürriyet ve mutlu insan kavramı kayboldu. Bu işleyişin insani olmadığı görüldü ve uzun sürmeden 1989’da hem SSCB küçültüldü hem de “komünizm”den vazgeçildi. Küçülme olmasaydı, belki bu günkü Rusya’da olmayacaktı.

         İkincisi/Batı Bloku/NATO; liberal değerlere göre çalışacak, yönetim biçimi de yeni bir anlayışla demokrasi olacaktı. İkinci Dünya Savaşı’na kadar gelişmiş kabul edilen dünyada ABD hariç “faşizm” muteberliğiydi. İtalya ve Almanya gibi.Varşova Paktı dışında kalan ülkeler ABD şemsiyesi altına girecekti. Nitekim Avrupa ve Türkiye de bu şemsiyenin altında toplandı.

         1950 yılında Demokrat Parti seçimle iş başına getirildi ve farklı bir kalkınma modeli benimsendi. 1950 yılına kadar adına “Karma Ekonomi” denilse de koyu bir devletçilik anlayışı ile yönetilen ülke, bu defa liberalizm kulaçları motto oldu ama mutlu bir azınlık meydana getirmek esası üzerine yüzmeye başladı. 1854 yılındaki ilk “dış borç” ödemeleri 1954 yılında bitirilebildi ama yeniden borçlanılmaya başlandı. Hedef de her mahallede bir milyoner meydana getirmekti. Elbette hürriyet, özgürlük, dindarlık ve komünizme karşı korumacılık başlıca söylemlerdi. Tatlı bir rüya ve kutsal hedefler.

         Kalkınmak, ilerlemek ve zenginleşmek için en önemli şey “enerji” olduğu için, DP önce sekiz tane elektrik santrali yaptırdı. Bunlardan bir de Hazar Santraliydi. Derken 1968 yılında Türkiye’ye televizyon geldi. Elazığ’a da 1974 yılında televizyon geldi. Sınırlı bir yayın: Saat 19.oo-23.oo arası. Bol bol Amerikan filmleri ve elbette NATO propagandasına dayalı sağcılık. Kahrolsun komünizm.

         Bu hamleler zaman zaman darbelerle kesiliyordu elbette; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz. Ne de çok darbe veya teşebbüsü olmuş 60 yılda ama.

         Bu süre içinde tabi yalnız gelişmekte olan ülkelerin derdi yoktu, Avrupa da kendi elinden alınan “Dünyanın Jandarmalığı” kozunu hep geri almak istiyor.

         Bakmayın Türkiye’deki liderlerin farklı şeyler söylediklerine, aslında hepsinin de rüyası Türkiye’dir.

         Adnan Menderes; her mahalleye bir milyoner,

         Süleyman Demirel; Büyük Türkiye,

         Turgut Özal; Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk mührü,

         Necmettin Erbakan; makine yapan makine ve Türkiye’nin maddi ve manevi dirilişi,

         Tayyip Erdoğan; Yeni Türkiye dediler.

         Şimdi ABD oklarını Erdoğan’a atıyor. Ancak milletin büyük çoğunluğu Erdoğan’ı haklı buluyor ve onu savunuyor. Milli olmak bir hedef ve gururdur.

         Not: Herkesin bayramını tebrik ediyorum.

                                                                                                                                                                   NEVZAT ÜLGER

Read More
“İSLAM NATOSU” N’OLDU?
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

“İSLAM NATOSU” N’OLDU?

“İSLAM NATOSU” N’OLDU?

         Rahmetli Erbakan yıllarca “İslam NATOSU” kuralım dedikçe içte ve dışta çok kişi ve gurubun alaylı sözleri ile karşılanırdı. Ne demek yani İslam Natosu? Bu konu değişik bir şekil alacak gib.

         Şimdi ABD’nin, altı Körfez ülkesi ile Mısır ve Ürdün’ün katılacağı askeri ve siyasi bir ittifak üzerinde çalıştığı görülüyor. Beyaz Saray ve Ortadoğu’daki kaynaklar projeyi “Arap NATO’su” olarak adlandırıyor. Konu Trump’ın geçen yıl Suudi Arabistan’a düzenlediği ve iki ülke arasında dev bir silah anlaşmasının imzalandığı ziyarette Suudi yetkililerin bir güvenlik paktı fikrini ortaya atmasıyla gündemdeki yerini almıştı.

         ABD Başkanı Donald Trump’ın başkan seçilmesinin ardından,  İran’ı, ABD’nin bölge güvenliği için “ciddi”, Körfez ülkeleri ve İsrail için ise “doğrudan” bir tehdit oluşturan “uluslararası terörün başı” olmakla itham etti. Bu tehdide karşı bir ittifakın kurulması düşüncesi de bu dönemde ABD’nin dış politika öncelikleri arasında girdi.

         Arap NATO’su fikri, teoride tartışılmaya devam ederken, Katar ile Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır arasında diplomatik kriz patlak verdi. Zirveden kısa bir süre sonra yaşanan bu kriz, bu ittifakın fiiliyata dökülmesi konusunda Washington’la koordinasyonun kesilmesine neden oldu.

         Çünkü önünde engeller vardı:

         1-KİK üyesi ülkeler, yani Bahreyn, BAE, Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt arasında çeşitli anlaşmazlıklar söz konusudur.

         2-Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in ‘teröre destek olduğu’ gerekçesiyle Katar’la diplomatik ilişkilerini kesmesiyle başlayan Körfez krizi Arap NATO’sunun önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. Katar’sız yola devam fikri ise ülkeler arasında bağlılık esası üzerine kurulu yapısına zarar verebileceğine dikkat çekiliyor.

         3-Umman’ın siyasi ilkelerinden biri olan tarafsızlığı bırakarak, İran’ın bölgedeki nüfuzuyla mücadele etmek fikri ilkelerine uymuyor.  

         4-KİK ülkeleri, bölgesel ve uluslararası taraflarla ilişkilerini belirlerken tek vücut olarak hareket ederek ortak bir strateji geliştiremiyor. Ülkelerin bölgesel ve uluslararası taraflarla kurulan ikili çıkar ilişkileri en büyük engel.

         5-Suudi Arabistan, İran’ın bölgesel çıkar rekabeti ve liderlik rolünün ötesinde varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor.

         6-Suudi Arabistan, tehdidin kaynağını İran olarak görürken, Katar, Umman ve Kuveyt, Suudi Arabistan’la aynı çizgide durmuyor. Bu açıdan Suudi Arabistan’ın öneri sahibi olarak Arap NATO’su ve benzeri bir ittifakın lideri olarak ortaya çıkması da tartışma yaratıyor.

         7-Arap NATO’su, İran’ın tehditlerini bertaraf edecek caydırıcı bir güç olmaktan ziyade, Körfez ve diğer bölge ülkelerinin menfaatlerinin ötesinde başka amaçlar taşıyor deniliyor.

      NEVZAT ÜLGER

Read More
DİN BİR SİSTEM MİDİR?
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

DİN BİR SİSTEM MİDİR?

DİN BİR SİSTEM MİDİR?

         İslam sadece din değil aynı zamanda hayattır ve sistemdir.

         Hukuk düzenidir, ‘Kişinin hak ve vazifelerini bilmesidir. Malum; toplumu bir nizam ve düzen içerisinde yaşatan kaide ve kurallar topluluğuna hukuk adı verilir’.

         Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğu zaman hukuku batıdan alarak ülkeye uyarlamıştır. Hukuk ve devlet bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Günümüzde pozitif hukuk adı da verilen kavram: ‘Devletin egemenlik yetkisini hukukun kaynağı’ olarak belirlemiştir. Pozitif hukuk belli zamanlar içerisinde belli toplumlar adına yürürlükte olan hukuk kurallarının bir bütünü olarak adlandırılır. Hukuku uygulayacak olan kurum devlet olduğu için günümüzde hukukun başlangıcı ya da kaynağı olarak devlet olgusu alınır. Yani bir bakıma bireylerden ziyade devlet önemlidir. Bireylerin, ailelerin ve hatta toplumun çektiği sıkıntının fazla önemi yoktur, önemli olan şey devlettir. Bu da her devletin kendi koyduğu hedeflerini gerçekleştirmek adına hukuk eliyle fertlerini amaçları için kullanmasıdır.

         Kişinin doğuştan elde ettiği haklar vardır. Bunlar: Dinin, aklın, neslin, malın ve canın korunması haklarıdır. Dolayısıyla İslam, kanunlar düzeni değil, bir hukuk düzenidir.

         Ölçü güç değil, hak sahibi olmaktır. İslam anlayışında torpil, adam kayırma, güçlülere öncülük yoktur.

         Hukuk barış ve hak düzenidir, İslam barış kelimesinden türemiştir. Asıl olan savaş değil, barıştır. ‘İnsan insanın kurdudur’ felsefesinden ziyade ‘insanlar hukuk sisteminin parçasıdır’ felsefesi önemlidir.

         İslam ekonomik düzendir, ekonomik doktrinler düzenidir. Ekonomideki arz-talep kanunları geçerlidir. Devlet baskısı yoktur. Avrupa, buna denge düzeni ismini vermiştir. Batı’da ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ düşüncesi var ama başkasının hukukuna müdahale oluştuğu zaman serbestlik biter, çünkü hakka tecavüz yanlıştır. İslam ticarette serbest piyasa ekonomisinin bütün kurallarını uygulamış, tatbik etmiştir. Ancak gıda ve zorunlu ihtiyaç maddelerinde aşırı fiyat uygulamalarına karşı da ‘narh’ koymuştur. Her tür mala değil, asli ihtiyaç maddelerine.

         Zekat, faizsizlik, narh/fiyat tespiti, serbest piyasa ve adil bölüşüm İslam’ın ekonomik prensiplerindendir. Bunları yok sayan bir İslam anlayışı düşünülemez.

         İslam; içinde inanç ve dinin olduğu peygamberler düzenidir. İslam, Mutlak Varlık olan Rabb’in sunduğu, peygamberler düzenlerinden biridir. Bütün peygamberlerin sundukları düzenlerin devamıdır. Burada özellikle belirtmek gerekir ki, sadece kur’an’da yazılı olan peygamberlerin sunduğu değil, gelmiş-geçmiş olan bütün peygamberlerin sunduğu düzenlerin devamıdır.

         İslam sadece din olmuş olsaydı, Kuran şimdikinden çok daha küçük ebatta olur ve birçok ayeti içermezdi.

         Müslümanlar Reform ve Rönesans sonrası Batı’daki din anlayışıyla İslam’a baktıkları için din, sadece kişinin yaratıcı ile kurduğu bağ ve dar anlamda yalnız O’na ibadeti alınmıştır hep.

         Din, salt bir din değil, bir hayat nizamıdır.

      NEVZAT ÜLGER

Read More
FIRAT KOLEJİ-ABD-TERÖR
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

FIRAT KOLEJİ-ABD-TERÖR

FIRAT KOLEJİ-ABD-TERÖR

         ABD, 1 Ocak 1901 tarihinde Harput’ta bir konsolosluk açıyor. Konsolosluk binası da “Mezra”da, vilayet binasının hemen yakınında açılıyor. ABD’nin bu girişimi elbette normal bir uluslar arası faaliyet sayılamaz. Tarihsel anlamında konsolosluklar; başkentlerde, genel olarak deniz kıyılarında ve ana ticaret yollarında kurulmuştur. Bu açıdan bakınca Harput, ABD çıkarları açısından olağan bir yer olarak görülmüyor.

         Harput, o zamanki başkentten 1200-1300 km uzaklıkta. Dahası o yıllarda en yakınındaki liman kenti Samsun’a 650 km uzaklıkta. Kaldı ki o yıllarda ABD’nin Türkiye ile ticareti de önemsiz olduğu gibi Harput’la hiç yoktu. Demek ki konsolosluklara biraz teenni ile yaklaşmak gerekiyor. Harput konsolosunun çalışmalarının büyük bir bölümünü ABD’ye göç eden Ermenilere ayırdığını da belirtmemiz gerekiyor.

         ABD’yi Harput’ta konsolosluk açmaya iten mesele, dini ve eğitim kurumlarını koruma kaygısındaki Amerikalı misyonerlerdir. Misyonerler 1858 yılında Harput’ta bir ABD konsolosluğu kurulması çağrısı yapmışlardı. 1895 yılının Aralık ayında bir misyoner; “Türkiye’de bir konsolos, tek parmağını kaldırmadan, bir eşkıya sürüsünü kontrol edebilir” diyordu. (ABD Dış işleri sekreterine İstanbul’dan yazılan mektup, 21 Aralık 1895)

         Osmanlı devletinde 1819 tarihinde başlayan Amerikan misyonerlik faaliyetleri, İngiltere’nin de yardımı ile 1850’de Protestan Cemaati’nin tanınması sonucunu getirmiştir.

         Bilindiği üzere 16 Şubat 1888’de Ermenistan Koleji ismine Türkiye’nin itirazı üzerine, kolejin ismi “Fırat Koleji” olarak değiştirilmişti. Kolejin amacı tüzüğünde; “…her alanda Hıristiyan liderleri hazırlamak” olarak belirtiliyordu. Bu ve benzeri kolejler Osmanlı’da yüksek eğitim kurumu olarak kabul ediliyordu. Dahası kolejin başkanının da “Amerikan Protestan Misyonu üyesi” olmasını şart koşuyordu. Fırat Koleji’nin ana eğitim dili Ermenicedir. Ancak bu okulda okuyan her öğrenciye kısa sürede Amerikan dili (İngilizce) öğretiliyordu. Ayrıca Türkçe ve Fransızca derslerinin de olduğunu kayıtlarda görebiliyoruz.

         Bu arada Osmanlı’nın son yıllarına doğru, birçok yabancı okula onay verdiği de bir vakıadır. Hatta benim yaşımdakilerin rahatlıkla anımsayacakları gibi “yanan okul” diye ünlenen, Mezre Orta Okulu’nun batısındaki bir okul da bir Alman okulu, ayrıca bu okula yakın bir de Fransız Katolik Koleji’nin varlığı kayıtlarla sabittir.

         Bu kolejin sonu 1915 olmakla birlikte, esas olarak, ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’na Türk-Alman ittifakının karşısındaki blokta yer almasından sonra tamamen sükuta ermişti.

         Bu gün bu faaliyetleri İzmir’deki Rahip Brunson’da da, herhangi bir konsolosta da görebiliyoruz. Bu kaide aslında bütün dünya ülkeleri için de geçerlidir. ABD’nin emperyalist emelleri de, bir kısım ulusçukların fantezileri de devam ediyor. Konuya hala daha Erdoğan düşmanlığı yaparak yorum yapmayı bir marifet bilerek yaklaşanlar, lütfen biraz yakın hatta çok yakın tarihe baksınlar.

         Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki düşünce ve söylemlerine karşı çıkmak, eğer siyasi mülahazalar taşımıyorsa en azından aymazlıktır.

      NEVZAT ÜLGER

Read More
BÜRDE; BİR HIRKA-İ SAADET ROMANI
Eylül 25, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

BÜRDE; BİR HIRKA-İ SAADET ROMANI

BÜRDE; BİR HIRKA-İ SAADET ROMANI

         “Bir Hırka-i Saadet Romanı; Bürde” Necati Kanter’in yeni yayımlanan kitabının adı.

         Roman TEDEV (Türk Edebiyatı Vakfı) tarafından 2018’de yayımlandı; 280 sayfa. Kaynakça sayısı 43. Uzun bir hazırlık aşaması geçirdiğini anlatıyor bu zengin kaynakça. Kitap raflardaki yerini aldı ve dumanı henüz üstünde. Okunmaya değer bir roman. Yazarını kutluyorum.

         Necati Kanter’i daha önce iki öykü kitabı ile okuyucular benimsemişti: Bizim Şehrin Divaneleri ve İsmigül.

         Yeni romanı, İslam dünyasında meşhur olan “Kaside-i Bürde” şairi Ka’b bin Züheyr’in Müslüman olmadan önceki şairliği ile Müslüman olmaya karar verip, huzurda okuduğu şiirine, Hz. Peygamberin mükafat olarak verdiği “Hırka-i Saadet”i ve şairini anlatımı üzerine kurulu.

         Ka’b bin Züheyr, Müslüman olmadan önce söz oklarını müminlere atmıştı uzun bir süre. Ancak Mekke’nin fethinden sonra ölüm fermanı imzalanan müşrikler listesine alındı. Yine şair olan  kardeşi Büceyr’in onu bir mektupla uyarması üzerine rahmet Peygamberinin merhametine sığınmaya karar verir. Önceden de putperest olmayan şair hem Müslüman olmuş, hem de ömrü boyunca iftihar vesilesi olarak taşıdığı Hırka-i Saadet’e sahip olmuştu. Sahabe olmaktan daha şerefli ne var ki. Müslüman olduktan sonra söz oklarını müşriklere atıyordu.

          Ka’b bin Züheyr, geçmiş günlerde de bu gün de Kaside-i Bürde şairi olarak anılıyordünyada. Yazdığı Kaside-i Bürde şiiriyle İslam tarihinde en büyük şiir ödülünü, hırka-i saadet ödülünü almıştı. Sevgililer sevgilisinin iltifatına mazhar olmuştu.

         Roman, şairin İslam’dan önceki hayatına dair olan kurgunun dışında, belli bir kesite ait tamamen sahih bir İslam tarihi anlatımı. Okuyucu şairin “çöl kızlarının en alımlısı, en güzeli, en dilberi” Suad’a olan tutkusunu ve yaşadıklarını güzel bir anlatımla takip edebilir. Zaten Sevgililer sevgilisine gidişi de, şiiri de Suad’dan sonra diye başlayacaktı.

         “Haber geldi: ‘Peygamber seni öyle bir cezaya çarptıracak ki’

         Siz bilirsiniz, hey zavallılar! İşte onun kapısındayım, yüreğimde sonsuz bağışlanma ümidi.

         Ondan özür dilemeye geldim, af istemeye geldim,

         Çünkü o sırrını bilendir, kabul edicisidir mazeretleri.”

         Şiir bittiği zaman Kainatın Efendisinin yüzünde bir tebessüm halesi belirdi, güller açıldı gül yanaklarında, hırkasını sırtından çıkardı ve Şair Ka’b bin Züheyr’in omuzları üzerine koydu. Ne mutluluk, ne saadet.

         Bu Hırka-i Saadet’i, Emir Muaviye, Ka’b’ın varislerinden 20.000 dinara satın aldı ve hazineye teslim etti. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethi sonucunda, Halifelikle birlikte orada bulunan bütün mukaddes emanetleri de İstanbul’a, Topkapı Müzesine getirdi. Bu gün Topkapı Müzesinde “Mukaddes emanetler” bölümünde temaşa ettiğimiz hırka işte Ka’b bin Züheyr’e Efendimizin hediye ettiği bu hırkadır.

          “Bir Hırka-i Saadet Romanı; Bürde” okunmayı hak ediyor doğrusu. Ellerine ve yüreğine sağlık Necati Kanter.

      NEVZAT ÜLGER

Read More
  • 25
  • 26
  • 27
  • 28
  • 29
  • 30
  • 31

Merak Ettikleriniz Ve Sormak İstedikleriniz İçin İletişim Sağlayabilirsiniz.

İletişim

1950 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. Öğretmen okulu’nu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı. Daha sonra iktisat fakültesi’ni bitirdi. Öğretmenliğin dışında on yıl üniversitede idari kadroda ve on yıl da…

Devamı...

İletişim

Merak Ettikleriniz Ve Sormak İstedikleriniz İçin Aşağıdaki Bilgilerle İletişim Sağlayabilirsiniz.

  • info@nevzatulger.com
Facebook

Hızlı Menü

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Eserler
  • Köşe Yazılarım
  • İletişim

Site İstatistikleri

  • Çevrimiçi Misafir: 0
  • Bugünkü Ziyaret: 39
  • Dünkü Ziyaret: 101
  • Toplam Ziyaret: 10295

Nevzat ÜLGER © 2021 — Tüm Hakları Saklıdır.