• Anasayfa
  • Hakkımda
  • Eserler
  • Köşe Yazılarım
  • İletişim
Facebook
EDEBİYATIMIZDA BİR GEZİNTİ (1)
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

EDEBİYATIMIZDA BİR GEZİNTİ (1)

EDEBİYATIMIZDA BİR GEZİNTİ (1)

         Türk edebiyatının birçok önemli ismi var. Bu önemli edebiyatçıların da hakikaten kayda değer ne kadar dikkat çekici özellikleri var, Öyle “fikrim firarda, tezlere sığmaz” kabilinden değil, hepsi kayıtlara geçmiş özellikler. Memnuniyetle görüyoruz ki; “söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” ikilemine rağmen düşüncelerini ve yaşadıklarını kayıt altına almışlar.

         İşi tembelliğe vurup, “neme lazım” demeği belki de okumayan ve ataleti “suküt altındır” diye cazip renklerde göstermek isteyenler üzerinden; “Gavurun tembeli keşiş, Müslüman’ın tembeli derviş olur” sözünü protesto etmişler.

         Şeyhi Galatasaray Lisesi mezunu Kenan Rifai’nin yönlendirmesi üzerine, “ölümüne kadar yazmaya devam eden ve günümüzde dahi hala yayımlanmayan eserleri bulunan” Samiha Ayverdi, okuyarak ve yazarak sufilik yolunu seçmiştir. Tabi Samiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, Nihat Sami Banarlı, Haluk Şahsuvaroğlu, Reşat Ekrem Koçu, Sıddık Sami Onar, Nezihe Araz, Safiye Erol, Sofi Huri hep aynı cemiyetin üyeleri.

         Bu insanlar, yazılanları itiraz veya itiraf keyfiyeti içerisinde reaksiyoner olarak okuyor, okudukları yazı veya kitap hakkında da notlar çıkarıyorlar. Mesela Samiha Hanımın bu tip notlarından “Aşk Budur” romanı çıkıyor.

         Türkiye 1965 yılından itibaren sağ-sol kavga ve çekişmelerine başlıyor. İdeolojiler; toplumu düşünmeye değil, kendisine itirazsız inanmaya zorlar. Daha önemlisi, aynı yıllarda dilde de bir “öztürkçe” akımı ve bir yozlaşma başlıyor. Elbette bu akım birçok düşünce adamı gibi Nihat Sami Banarlı Hocayı da oldukça üzmüştü. “Türkçenin Sırları” belkide bu gidişe bir reaksiyon ve dili tekrar mihrakına oturtma hedefidir. Bu akım 1980 yılına kadar devam ediyor. Bu tarihten sonra insanların ilgileri tekrar manevi iklime yöneliyor. Basının Samiha Ayverdiği’ye verdiği isim “Vatan Ana” olmuş. Çünkü evleri her düşünce insanına açık olan entlektüel bir aile yapıları var. Onunla ilgili kimler yazı yazmamış ki; Halit Ziya Uşaklıgil, Necip Fazıl, Ahmet Muhip Dranas, Adile Ayda, Annamarie Schimmel bunlardan bazılarıdır.

         Bu dönemin bir edibinden bahsedince elbette birçok şair, nasir, tarihçi ve mimardan da bahsetmenin çok tabii olduğunu kabul etmek gerekir.

         Kitaplarını görmeden vefat eden Yahya Kemal başlı başına bir zirve değil midir? Yahya Kemal denilince Üsküp de anılır, İstanbul da. Varşova da anlatılır, Madrid de, Paris’ten de bahsedilir Karaçi’den de. Elbette “Aziz İstanbul” yalnız İstanbul’u ve Yahya Kemal’i değil, Münir Nureddin Selçuk’u da anımsatır. Yahya Kemal konuşulacağı zaman Nihat Sami Banarlı’dan ziyade Ahmet Hamdi Tanpınar akla gelir. Ama Yahya Kemal’i sonraki nesillere anlatan isim Nihat Sami Banarlı ve onun kurduğu “Yahya Kemal Enstitüsü”dür. Bu enstitünün bir kurucusu Nihat Sami Banarlı, ikinci isim ve finansörü de daha çok Ekrem Hakkı Ayverdi’dir. Eğer Nihat Sami Banarlı’nın gayretli çalışmaları olmasaydı, Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Ömer Hayyam Rübaileri, Eğil Dağlar, Aziz İstanbul, Bitmemiş Şiirler’le biraz zor tanışırdı bu toplum.

         Ayverdi’lerin çalışmaları sonucunda; İlhan Ayverdi, Nihat Sami Banarlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Fevziye Abdullah Tansel, Faruk Kadri Timurtaş, Tahsin Banguoğlu gibi daha birçok ismin toplandığı “Kubbealtı Dil Akademisi” ve bittabi mecmuası kurulmuştu. İlhan Ayverdi ismi geçti ama onun “ilk kadın lügatçimiz” olduğunun altını çizmek gerekir. Onun hazırladığı lügat 34 yılda tamamlanıyor ve; “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” adı altında 2005 yılında raflardaki yerini alıyor.

         Haftaya da başka isimleri yazalım inşallah. Adam haklı; okuyan bilgi pınarından içer, okumayan gargara yapar.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
YENİ ADAYLAR VE ELAZIĞ
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

YENİ ADAYLAR VE ELAZIĞ

YENİ ADAYLAR VE ELAZIĞ

         Elazığ, biz Elazığ’da yaşayanlar için de, il dışında yaşayan Elazığlılar için de önemli. Elazığ insanı fedakardır, diğer gamdır ve vatanseverdir. Şairin dediği gibi;

          “Ne dünyalık istediler, ne menfaat umdular,/ 
         Ne kavgadan vazgeçtiler, ne gücenip küstüler!..”

         Şimdi bu insanlara beş yıl süreyle hizmet etmek için siyasi partiler Belediye Başkanı adaylarını belirlemeye başladılar. Önce MHP; Prof. Dr. Bilal Çoban, ardından AK Parti; Şahin Şerifoğulları dediler. İkisine de hayırlı olsun. Diğer partilerin de adayları açıklanınca ortalık şenlenecek galiba.

                                            ***

          Hayırlı ve tebrike değer bir etkinliğe imza atıyor Elazığ Belediyesi: Kitap Fuarı.

         Elazığ Belediyesi 2. Ulusal Kitap Fuarı’ 23 Kasım-2 Aralık 2018 tarihleri arasında Elazığ Fuar ve Sergi Alanı’nda gerçekleşiyor. Kitap dostlarını buluşturacak olan fuara ülkemizin önde gelen yayınevleri katılıyor. Konferans, söyleşi ve panellerin yer alacağı fuarda, birçok ünlü yazar imza günlerinde okurları ile buluşacak.

         Geçen yıl fuarı 75 bin kişi ziyaret etmişti. Bu sayının artması bekleniyor.

          Kitap fuarı bu yıl iddialı yazarları ağırlayacak. Yasin Aktay, Pelin Çift, Tufan Gündüz, Bahadır Yenişehirlioğlu, Mehmet Ercan, Sinan Yağmur, Ahmet Şimşirgil, Nurullah Genç, İsmail Kılıçarslan, Serdar Tuncer, Savaş Barkçin, Ömer Tuğrul İnançer, Hayati İnanç, Mete Yarar, Ahmet Turgut, Sadık Yalsızuçarlar ve daha birçok yazar.

                                          ***

         Elazığ Belediye Meclisi olağanüstü toplanarak, belediyenin 2019 Mali Yılı Bütçe Kararnamesi’ni görüştü.  Elazığ Belediyesinin 2019 mali yılı için bütçenin 550 Milyon TL olduğu belirlendi.  Oturuma Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz başkanlık yaptı. Toplantıda söz alan Hakan Akan gördükleri eksiklikleri dile getirdi. Ardından söz alan Osman Dilek “Belediyenin borçları ve başka konularla ilgili başkandan net bilgi alamadık” dedi.  Açıklamalarda bulunan Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz; sekiz aylık süre içerisinde bütçe çalışmalarının başladığını kaydetti. “Belediye ihaleyi filancaya verdi sözü başından itibaren yanlış cümledir,”  dedi.  Belediyenin borcunun 34 milyon Dolar olduğunu ifade eden Yanılmaz, “Biz bir taraftan borçlarımızı ödüyoruz, bir taraftan da bu şehre kalıcı yatırımlar yapıyoruz” diye ekledi.

         Bu konuşmanın ardından söz alan Fahri Çınar; belediyenin borcunun Türk Lirası olarak ne kadar olduğunu sordu. 

         Çınar’ın sorularına cevap veren Yanılmaz, belediyenin 269 milyon borcu, 89 milyon da alacağının olduğunu belirterek, “Elazığ Belediye’mizin şu anda TL cinsinden toplamda borcu 269 milyondur. Alacaklarımız ise 89 milyondur, 89 milyonu düştüğümüzde Elazığ Belediye’mizin borcu 180 milyondur. EBUAŞ’ın borçları, kendi bünyesi içindeki borçlardır” dedi.  

         Konu çok. Seçime kadar çok şeyler değişecek gibi görünüyor.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
SESLİ DÜŞÜNMEK
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

SESLİ DÜŞÜNMEK

SESLİ DÜŞÜNMEK

         Şarkın öne çıkan en önemli özelliği, akıldan ziyade gönlü konuşturması. Belki de bundan olsa gerek, Doğu’da edebiyat denilince akla önce şiir gelir. Hafız, İkbal, Fuzuli, Baki, Nabi, Yahya Kemal, Tanpınar, Necip Fazıl, Karakoç vd. Oysa bu isimlerin şiirden başka eserleri olanlar da var ama daha çok şairlikleridir toplumda kabul gören.

         Edebiyat bir sanattır. Bu sanat kavramı bütün ilimlerin yazılı eserleri için de geçerlidir. Aslında “nesir de şiir gibi musikidir.” Kelamın kemali nesir kitapları değil midir? Vezin ve kafiyeye müracaat etmeden milyonların gönlüne hitap etmek az şey midir?

         Kendi irfanını bilmeyen insanların kendi dilimizle yazmaları oldukça zor olur. Örneklendirelim, bizzat şahit oldum, çok değil 50-80 yıl önce yazan Said-i Nursi’yi anlamıyor edebiyat fakültesi mezunumuz.

         Roman, Batıdan geldiği için itibar görmüş. Bizim insanımızın Batı’ya karşı olşu tamamen göstermelik midir acaba? Çünkü romandan önce bizde destanlar var. İnsanımız, mevcutlar susuzluğunu gideremediği için hayale dalmayı seviyor. İnsanlar yaşlandıkça mı daha realist oluyorlar acaba? Halbuki İslam’ın hakikatini anlatmak için ne masala, ne süse ihtiyacı yok. Ebu Zer’i en yalın haliyle anlatımda lirizmin şahikasını bulmak mümkündür. Yavuz’un süse ihtiyacı mı var? Süsü kıyafetinde dahi göremiyoruz. Onun sadeliği başlı başına bir asalet, başlı başına bir süs. Hayali yolları düşünmeyen toplumun da, kişinin de süse ihtiyacı olmaz.

         Kişi ya yazardır ya değildir. Onun şiir ya da nesir yazması arasında ne fark var? Mehmet Akif’in Safahat’ında nesir mi arıyorsun? Yoksa Ahmet Hamdi Tanpınar’ın nesirlerini nazım diye mi anlıyorsun? Demek yazar yazardır. Aydın da öğle değil mi? Ne demek hakiki aydın? Adam ya aydındır ya değildir. Yalnız Osmanlı uleması mı tekrarcıdır (Skolastik). Tanzimat’tan sonraki aydınlardan kaç tanesi tekrar etmeyen sınıftan (skolastik değil).

         İnsanlar aydın olamadıkları zaman “sağcı” veya “solcu” oluyorlar. Oysa evrensel doğruların sağı ve solu mu olurmuş! Demek ki aydın değil, ideoloji hamalıdır o. İdeoloji; metafiziğinden sıyrılmış, hakikatle yalanın evliliği değil midir? Günün gerektirdiği irfanı yakalayamayanlar aydın olamıyor. Aydın, peşin hükümlere iltifat etmeden, evrensel görüşler ortaya koyabilmelidir.

         Aydın malumat hamalı değildir. Aydın; hakikati yakalamak uğruna fikri savaşı göze alandır.

         Bir filozof ne güzel söylemiş; “ideolojiler düşünceyi tıkar” diye. Cemil Meriç de; ideoloji için “insan idraklerine giydirilmiş deli gömlekleri” demiyor muydu? Farklı düşünmek ayrı, diyaloga açık olmak daha başkadır. Tek hakikat benimkidir demek ilkelliğini bırakmak gerkir. Çünkü tartışılmayacak olanlar yalnız ayetler ve mütevatir hadislerdir.

         Kafasını ve gönlünü kiraya vermeden kendine toplumda yer bulamak isteyen, Allah’a kul, peygambere ümmet olmanın zevkini almaya baksın. Zaten en edebi metinler de Kur’an ve hadisler değil midir?

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
KÜRESEL GÜÇ OLMAYA ŞARTLAR MÜSAİT
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

KÜRESEL GÜÇ OLMAYA ŞARTLAR MÜSAİT

KÜRESEL GÜÇ OLMAYA ŞARTLAR MÜSAİT

         Türkiye’nin küreselleşmeye dayalı olarak ortaya çıkacak fırsatlardan yeterince faydalanabilmesi için;

         -Sosyal yapısını güçlendirmesi,

         -İstikrar ortamını sağlaması,

         -Yapısal reformları tamamlaması,

         -Bilgi toplumunun gerektirdiği temel dönüşümleri gerçekleştirmesi,

         -Yıllık ortalama %7 dolayında büyüme hızı sağlaması,

         -Büyümenin üçte birlik kısmının toplam faktör verimliliğinden sağlanması,

         -Türkiye’nin 2020 itibariyle 1.9 trilyon dolar civarında GSMH elde etmesi gerekmektedir diyordu 2001 DPT projeksiyonları.

         Buradaki temel vurgu yapısal reformlar üzerinedir.

         Ekonomik dengelerimizin iki kaynağa ihtiyacı var; döviz ve bunu sağlayacak yeterli ihracat. Lafı doğrudan söylersek, dış ticaret fazlası gerekir. Gelişmiş ülkelere baktığımız zaman hemen dış ticaret fazlası ile refahı yakalamış toplum dikkatimizi çekiyor.

         Biz enflasyonu aşağı çekerken işsizlik rakamlarını yükseltiyoruz. Halbuki yapılan hesaplamalar istihdam düzeyini korumak için asgari %5, işsizliğin azaltılması için de en az %7 büyüme gerekmektedir.

         Döviz kurlarının artması ilk bakışta ihracat için bir avantaj gibi görünüyor ama iç piyasa fiyatlarının da artması enflasyonu körüklüyor ve avantaj kayboluyor. İhracatımızın %60’ının ithalata bağlı olması tekrar dış ticaret açığı meydana getiriyor.

         Dış ticaret açığını kapatmanın en tercih edilen yolu ihracattır. Bu iyi yapılamadığı zaman orta gelir tuzağı karşımıza çıkıyor.

         Peki bu reformları kim gerçekleştirecek; elbette ki siyaset. Her ne kadar A. Ünal; “siyasi iktidarlar toplumu dönüştürmek gibi bir misyona sahip değillerdir; onlar toplumun yansımasıdırlar. Toplumu siyasi iktidar dönüştürmez” dese de bu iş siyasetin işidir. Ancak siyaset kurumu, ülkenin sanat ve fikir iklimini serbest hale getirirse, toplumu değiştirmeğe, ülkenin cesur sanatçıları, mütefekkirleri ve münevverleri katkı sağlarlar. Siyaset kurumu, vatansever sanatçının, mütefekkirin ve münevverin değerini de, “paralı kalem” sahiplerini de iyi tanımalı ve yanaşma mantığını bir geçim vasıtası yapmış kimseleri kapının önüne koymadan, başköşeye de oturtmamalıdır.

         Söylenenler yapılmadığı takdirde, büyüme yerini durgunluğa bırakır, krizler şiddetlenir, borçlar döndürülemez, gelir dağılımı daha fazla bozulur. Ülkede yabancı sermaye hakimiyeti arttıkça sermaye giriş ve çıkışları çoğalır. Çıkışlar arttıkça, eğer yeterli üretim de yoksa ülke küçülür. Küresel sermayenin hakimiyeti arttıkça bölücü hareketler ve terör hız kazanır.

         Günümüzde bilginin hacmi ve akış hızı artmış ve ucuzlamıştır. Bilginin bu akış hızı “bilgi toplumu”nu oluşturmaktadır. Hocasından yarım saatte alacağı bilgiye öğrenci internette on saniyede ulaşıyor ve beş dakikada hazmedebiliyor.

         Yatırım sermayesi açısından zayıf veya kuvvetli ülke ayırımı azaldı. Zaten sermaye yoğun üretimler zengin ülkelerde üretilmiyor artık. Sermaye yatırım yapmak için hukuki yapısı düzgün ülkeler arıyor. Sanayi artıklarıyla gelişmemiş ülkeler tanışırken, gelişmiş ülkeler bilgi teknolojisi, yapay zeka ve yapay zekaya duygusallık kazandırma konuları ile uğraşmaktadırlar. Üstünlük sahibi olanlar, bilgiyi yönetmesini bilenlerdir.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
E-TEMAYÜL DÖNEMİ
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

E-TEMAYÜL DÖNEMİ

E-TEMAYÜL DÖNEMİ

         Türkiye 31 Mart 2019 tarihinde sandık başına gidecek ve yerel yöneticilerini seçecek.

         Mahalli İdareler Seçimleri’nde 81 il, 921 ilçe, 396 beldede belediye başkanı belirlenecek.

         Seçimde 30 büyükşehir ile 51 il belediyesi, 519 büyükşehir ilçe belediyesi ile 402 ilçe belediyesi için seçimler yapılacak.   

         Öte yandan köy ve mahallelerde de on binlerce aday muhtarlık için yarışacak. Yerel seçimlerde Türkiye’deki 32 bin 36 mahalle ve 18 bin 336 köy için 50 bin 372 muhtar seçilecek. Gerçi bir ara mahalle muhtarlıklarının kaldırılmaları düşünülmüş ama sonradan bu düşünceden vazgeçilmişti.

         31 Mart 2019 seçimleri için, AK Parti anket şeklinde, elektronik ortamda bir temayül yoklaması yaptı. İl Başkanlığı ve merkezden görevli bir milletvekilinin başkanlığında dört kişilik bir ekip tarafından yürütülen e-temayül yoklaması bence önemli bir aşamadır. İnşallah yakın gelecekte seçimlerde böyle elektronik ortamlarda yapılır. Bu, aynı zamanda teknolojiyi kullanma istek ve becerisini de ifade eder. AK Parti’yi tebrik ederim.

         Yapılan anket iki bölümden oluşuyordu. Birinci bölüm mevcut belediye başkanının performansının ölçülmesine yönelikti. Her idari bölüm kendi belediye başkanı için oy kullanabiliyor zaten.

         Bu bölümde beş soru soruluyor ve bu sorulara birer tuş dokunuşu ile iyi, orta ve zayıf diye işaretlemeler isteniyor. O beş soru da şunlar:

         Belediye hizmetleri yönünden nasıl buluyorsunuz?

         Halkla ilişkiler yönünden nasıl buluyorsunuz?

         Teşkilat ilişkileri yönünden nasıl buluyorsunuz?

         Partimizin ilke ve değerleri açısından nasıl buluyorsunuz?

         Belediye başkanının yeniden aday gösterilmesini ister misiniz?

         İkinci bölümde de tek bir soru var; il belediye başkanlığı için başka önereceğiniz kimse var mı? En fazla iki adayın ismini yazabiliyorsunuz.

         Bu arada devamına karar verilen il belediye başkanlarının bulunduğu 23 ilde sadece ilçe ve belde belediye başkanlıkları için temayül yoklaması yapıldı.

         Kullanılan oylar, o ilde toplanmayacak, sonuçlar yalnız AK Parti Genel Başkanı’nın/Cumhurbaşkanının ekranında görülebiliyor.

         Yapılan bu yeni uygulamanın çok önemli bir aşama olduğunu düşünüyorum. Çünkü geçmişte özellikle yapılan işlemlerin ancak bir göstermelik olduğunu, işlerin daha çok kulis üzerine yürüdüğünü, en azından ben son kırk yıldır gözlemliyorum. Delegenin değil de, kulisi ağır basanın aday gösterilmesi durumunda da, ne yapalım en fazla oyu bu arkadaş almış gibi hep açığa düşen bir uygulama vardı. Şimdi yapılan işlemde de bir takım aksamalar belki olabilir ama bunun en az olabileceğini kabul etmek gerekir. Kaldı ki genel başkanlar için seçimi kazanmak esas olduğundan kulis olayı bir hayli aşağı çekilmiş demektir. Geçmişte parti genel başkanı için “mehdi” diyen hasta ruhlu insanların bile bu kulis faaliyetlerinde etkili olduklarını görmüştük.

         AK Parti’yi bu uygulamasından ötürü tebrik ederken, uygulamanın diğer partilere de örnek olmasını temenni ederim.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
KENARIN DİLBERİ VE TÜRKÇE EZAN
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

KENARIN DİLBERİ VE TÜRKÇE EZAN

KENARIN DİLBERİ VE TÜRKÇE EZAN

         Gündeminde ağırlıklı olarak “andımız” ve “ezan” tartışmaları olan bir toplumun, sorunlarını doğru teşhis edip çözümler üretmesi mümkün mü?

         Bir partide genel başkan yardımcılığı da yapmış olan bir milletvekili, dünyanın da Türkiye’nin de değiştiğini fark edemediği için hala arkaik bir toplumun argümanlarını kullanıyor. Sonra da kendisinden ülke için toplum yararına proje üretmesini bekliyoruz. Eğri ağacın doğru gölgesi olmaz.

         Kapitalizm, günümüz itibariyle dünyaya hakim, değişik bir ifade ile dünyayı güden iktisadi sitemin adı.

         17.yüzyılın ilk çeyreğinin bitimine kadar ortada ne kapitalizm vardır ne de kapitalist. Bu sınıfı ortaya çıkaran sosyolog (Alman) Max Weber.

         Kapitalizm hiçbir zaman insanlara ahlaki bir düzenlemeden bahsetmez. Weber’in bahsettiği ahlak ise, yine onun tabiriyle “Protestan Ahlakı”dır. Yani kapitalizmin önündeki engelleri Protestanlık kaldırıyordu. Katolik ülkelerde ise bu görevi laiklik yapıyordu.

         Sınırların önemi azalıp sanayi kapitalizmi gelişince “Liberalizm” öne çıktı. Yani devlet-tüccar çıkarlarını önceleyen merkantilizm, 19.yüzyılla birlikte liberalizme geçmişti.

         Zaten o yıllarda biriken sermaye için iki yol vardı:

         -Mali kapitalizm (devlet merkezli)

         -Yatırımlar/Sinai kapitalizm

         Çok sayıdaki imalathanenin yerlerini büyük fabrikalar aldı. Üretimi belirleyen etken ihtiyaçlar olmaktan çıktı, bilakis üretimi ve ihtiyaçları belirleyen moda ve reklamlar oldu.

         Batı “Protestan Ahlak” denilen bir ilmihalle toplumu idare ediyor. Yetişen küresel kapitalistler ise; dünyanın çok büyük bir bölümüne hükmeden, hayatında helal ve haram kurallarına yer vermeyen acımasız tipler.

         Bizde Tanzimat, kapitalizm için bir durak. Müslüman tüccarlar bu ahlakı benimsemedikleri için boşluğu Ermeniler, Yahudiler, Rumlar ve İtalya asıllı Levantenler doldurmuştu.

         Müslümanlar karşı bir atak olarak o zaman “milli ekonomi” sayfasını açıyorlar. İlk başlatıcı bir mutasavvıf; Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevi.

         Batı 18.yüzyıla kadar hiçbir zaman “rol model” olmadı. Onu rol model yapan gelişme sanayileşmedir.

         Hasan Cemal’in “Cumhuriyeti Sevmiştim” adlı anılar kitabını okuduğumuz zaman, bizdeki sosyal bilimcilerin, bir kısım siyasilerin  ve gazetecilerin büyük bir bölümünün on yıl öncesine kadar Marksist olduğunu görüyoruz. Bakmayın şimdi başka sahalarda misafir oyuncu olduklarına. Misafirliklerini unutunca hemen Marksistlikleri sırıtmaktadır. Mesela en son “ezanın Türkçe okutulması” ve “başörtüsü” tartışmasında çoğunun boyası döküldü. Son iki yüz yılın siyasal, ekonomik ve kısmen edebiyat kaynak ve kontrolünü elinde tutan bürokratik bu elit gurup, 1983 yılında biraz sendeledi, 1997 yılında şiddetli bir şok yaşadı ve 2003 sonrasında ise mevzilerini önemli ölçüde kaybetti. Yeni tehlike; dünün mazlumlarının obezleştikçe merkantilist ahlaka dönüşme ihtimalidir. Para da o zıkkım gibi kasada durduğu gibi durmuyor. Ne yazık ki çok para insanın görünümünü zarif gösterme ustalığına sahip.

          “Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olmaz” diyor bir veciz söz. Çöplükte biten gülün zarafetinden sakınınız.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
USLU ÇÖMLEKÇİLİK
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

USLU ÇÖMLEKÇİLİK

USLU ÇÖMLEKÇİLİK

         Bundan 60 yıl önce Sivrice ilçemizin “Uslu Köyü” ahalisinden bir gurup, kendi köylerinde yaptıkları çanak-çömlekleri katırlarla Elazığ merkezine, keza Diyarbakır, Urfa ve Mardin’e götürerek satar, para kazanır ve o günün şartlarında önemli bir üreticilik örneği de verirlerdi.

         Şimdi yine o Uslu köyü mensuplarından bir gurup güçlerini birleştirerek Elazığ Organize Sanayi Bölgesi’nde “Uslu Çömlekçilik-Elizi Çömlekleri” adı altında bir tesis kurmuşlar. Tesis 12.000 metrekare açık ve 5.200 metrekare kapalı bir alan üzerine kurulmuş. Tesisin sevk ve idaresini ortaklardan Ali Ersoy yapıyor. Tabi bu girişim nostaljik bir hareket olmaktan çok, arz-talep kanunu içerisinde faaliyet gösteriyor.

         Hammaddesi yine Uslu köyünden. Toprak geliyor. Özel bir değirmende oldukça sulu bir hale getiriliyor. Bir siloda iyice karıştırılıyor. Filtre preslerde suyu iyice süzülerek krema haline getiriliyor. Çamurun bir süre dinlenmesinden sonra çamur kazanında tekrar karılıyor. Vakumlama ünitesinde vakumlanan çamurda artık su ve hava kabarcığı kalmamıştır. Bu aşamada pres makinelerinde ve ustaların ellerinde istenilen şekiller verilerek fırında pişiriliyor. Öyle ki çömlekler 1200 santigrat dereceye kadar ısıya dayanıklı hale geliyor.

        Güveç de yapılıyor cezve de. Testi de yapılıyor çaydanlık da. Toprağın gözenekleri sayesinde toprak güveçlerin tadı daha bir başka. Burada yapılan cezvede yapılan kahvenin daha köpüklü ve aromalı olduğu raporlarla kanıtlanmış.

         Elizi Çömlekleri 1200 yıllık çömlek kültürümüzü, modern şartlara ve sağlık koşullarına uygun olarak günümüze taşıyor.

         Tesis bir yönü ile kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerden biri olan çömlekçiliği yaşatmayı hedeflerken, diğer taraftan değerli ustalara istihdam alanı açıyor. Ayrıca yeni ustaların da adeta yetişme atölyeleri.

         Çömlekçilik ülkemizde en fazla Eskişehir, Nevşehir/Avanos, İzmir/Menemen ve Bursa/Kemalpaşa’da yapılmaktadır. Ancak yapılan analizlere göre Uslu toprağından yapılan çömleklerin ayrı bir kalitesinin ve bu çömlekler üzerinden pişirilen yiyecek ve içeceklerin de tadının bir başka olduğu görülmüştür.

         Uslu Çömlekçilik kurucularını Ali Ersoy’un şahsında tebrik ederim. Bol kazançlar temenni ediyorum.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
PARİS KONFERANSI VE DÜNYA SAVAŞLARI
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

PARİS KONFERANSI VE DÜNYA SAVAŞLARI

PARİS KONFERANSI VE DÜNYA SAVAŞLARI

         11 Kasım 2018. Birinci dünya Savaşı’ndan tam yüz yıl sonra. Savaşın birinci aktörü Fransa, adeta günah çıkartırcasına barış konferansı düzenledi.  Paris’te yapılan Birinci Dünya Savaşı’nın sona erişi ile ilgili 100’üncü yıl törenlerini verirken BBC’nin koyduğu alt yazıya dikkatle bakın:  “Osmanlı imparatorluğunun parçalanışının 100’üncü yıl dönümü. ”

         Birinci Dünya Savaşı Osmanlı Devleti için 30 Ekim 1918’de değil, 9 Eylül 1922 tarihinde, savaşan diğer taraflar için de 11 Kasım 1918 tarihinde fiilen sona erdi.

         Dikkat edilirse toplantıya katılan devletlerin değil, liderlerin isimleri öne çıkarılıyor. Dünya 21.yüzyılı otoriterlik üzerine bina ediyor. Merkel, Putin, Makron, Trump ve diğerleri. Çin devlet başkanı, başkanlığını ömür boyu olarak belirledi. Güney Amerika ülkeleri vd.

  1. Dünya Savaşı’nda ölenler, İngiliz ve Fransızların muhteris açgözlülüklerinin kurbanı oldular. Bizim milyonlarca insanımız şehit oldu. İngiltere ve Fransa, Osmanlı topraklarını aralarında bölüşmek için Sykes-Picot anlaşmasını gizli olarak imzalamış ve nasıl pay edeceklerini belirlemişlerdi. Bu ikiliye bilahare Rusya da dahil olmuş ama Ekim (1917/Komünist) devrimi nedeniyle, paylaşımdan pay alamaz korkusu ile anlaşmayı emperyalist emelli diye faş etmişti. Almanya, sanayisine pazar arayışındaydı. ABD’nin satacağı fazla şeyi olmadığı için Birinci Dünya Savaşı’na müdahil olmadı. Şimdi bütün devletler kolkola. Hedef barış ise iyi bir girişim, yok yeni planlama ise dikkat etmek gerekir. Temel soru şu; 1. Dünya Savaşı sona erdi mi? Her gün binlerce insanın ölmesi barıştan mı oluyor? Yeni trend “mülksüzleştirme ve vatansızlaştırma.” Yalnız Türkiye’ye kaçanların sayısı beş milyon.
  2. Dünya Savaşı’nın kurbanları faşizm karşısında ölüm-kalım mücadelesi vermenin nihai ve zorunlu şehitleridir. Almanya sanayileşmede bir hayli mesafe almıştı. Hitler ve Mussolini milyonların ölümünü önemsemeyen iki faşist lider.
  3. Dünya Savaşı, Hitler’in dünyaya kötü niyetine karşı bir öz savunma, bir nefsi müdafaa. Buna karşılık 1. Dünya Savaşı bir paylaşım mücadelesi olarak tarihe geçmiştir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yer altı zenginliklerle dolu topraklarının idaresi artık sürdürülemez olduğu bir noktaya vardığı kabul edilerek savaşın önemli bir kısmı Osmanlı’nın elinden alınacak topraklar üzerinde cereyan etmiştir. 2. Dünya Savaşı’na ABD’nin müdahil olması ise, satılması gereken birikmiş malzemesinin olmasıdır. Nitekim savaşın sonunda oluşacak olan “Yeni Dünya Düzeni” kimin hesabına çalıştı bu güne kadar, ona bakmak gerekir.

         Sanayileşmek bu savaşların yaramaz çocuğu. Bu yüzeysel bahanenin arkasında ise savaşın gerçek Saikleri; kahrolası sömürgecilik ve emperyalizm ile megaloman liderler.

         Verimli topraklar ve yer altı zenginlikler sahipleri tarafından işlendiği zaman mutluluk kaynağı, ama toprak sahipleri ve liderleri güçlü değillerse düşmanların cazibe merkezi. İşte Suriye, işte Irak, işte Libya, vd. Onun için Türk ordusu daha da güçlenmelidir.

         Avrupa’nın dikkat çeken neyi var? Kadim şehir olarak Atina ve Roma’dan başka neresi var? Ondan dolayı savaşları hep kendilerinden uzaklarda sürdürebiliyorlar. İkinci Dünya savaşında ise Alsace bölgesi nedeniyle savaşı bizzat yaşadılar ve ABD’nin Marshall ve Truman yardımları olmasaydı ayağa kalkmaları yüzyılı aşardı. Onun için Ortadoğu’da savaşlar bitmiyor.

         11 Kasım 1. Dünya savaşının, 20 Kasım ise Mondros ateşkesinin 100. yılını işaret eder. Mondros’a istinaden Sevr ile belirlenen sınırlar ise Osmanlı mirasının paylaşımında Türklere Anadolu’nun küçük bir parçasından gayrisinin layık görülmediğini teyit etmektedir. Batı’nın bu kötü niyetini savaş öncesinde Türkiye’de ancak iki kişi fark etti diyor tarihçi; Mustafa Kemal ve Vahdettin.

         Birinci Dünya Savaşı’nın en büyük yıkımını başta Osmanlı devleti olmak üzere bütün İslam dünyası yaşadı. Paris şimdi onu kutluyor.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
SİYASİLERİMİZİN KİTAPLARI
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

SİYASİLERİMİZİN KİTAPLARI

SİYASİLERİMİZİN KİTAPLARI

         Türk siyasi tarihinde bazı zirve isimler yalnız yaptıklarını değil, özellikle dünyanın ve ülkenin genel gidişatı üzerine görüşlerini de belirten eserler vermişlerdir. Bence oldukça çok önemli. Hem yapılanları hem de yapılması gerekenleri bir arada görerek yeni ufuklar çizme şansı elde edebilmesi açısından çok önemli.       

         Dönemindeki olaylardan yola çıkarak, geleceğe ait görüşlerini, ileri tespitler yapan Osmanlı devletinin son dönem siyaset adamlarından Said Halim Paşa burada ilk kaydetmemiz gereken isimlerdendir. “Bir siyasal düşünür olarak Prens Said Halim Paşa” Aralık 2013’te Üsküdar Belediyesi tarafından gerçekleştirilen “150. Doğum yılı vesilesiyle, Buhranlar Döneminde Bir Başbakan ve Mütefekkir; Said halim Paşa” sempozyumunda sunulan tebliğlerle anlatıldı. Daha sonra kitapları üzerine çok çalışmalar ve kitapları yayımlandı. Eserlerini devlet tecrübesine sahip olarak yazdığı için sadece düşünsel boyutu ile değil, devlet yöneticiliği boyutu ile de kendisine başvurulabilen birisi. Mesela “Kapitülasyonları kaldırmakla sahanın bize kalacağını, yabancı sermayenin uzun yıllar yapabildiği işleri kendimizin de yapabileceğimizi sandığımızı, oysa bu işlerin nasıl yapıldığını önce öğrenmemiz gerektiğini, değilse doğal kaynaklara sahip olmanın fayda yerine başkalarının hırs ve tamahını üzerimize çekeceğine” dair görüşleri oldukça dikkatli değerlendirilmelidir. Çünkü faturası çok ağır olabiliyor.

         İkinci sırada Cumhuriyetin kurucularından Mustafa kemal Atatürk gelmektedir. Bir tarihçinin ifadesi ile “Osmanlı devletinin parçalanarak, bize yalnız Anadolu’nun bırakılacağını savaştan önce yalnız iki kişi fark etmişti: Mustafa Kemal ve Vahdettin.” Anadolu üzerine fazla titremenin nedenini biraz da burada aramak fikrinin nedeni.  Devlet adamlığı kimliği. Atatürk’ün en ünlü eseri, resmiyet de kazanmış olan “Nutuk” ve cumhuriyettir.

         Üçüncü isim Süleyman Demirel’dir. “50 Yıl Süleyman Demirel” isimli eseri Hulusi Turgut redakte etmiştir. Eser de Süleyman Demirel’in anlatımında elli yıllık bir zaman diliminde bir Başbakan’ın ve bir Cumhurbaşkanı’nın yaptıkları vardır. Okunması gereken iki ciltlik bir eser. Değişik isimlerce hazırlanmış, Demirel’le ilgili birkaç kitap daha.

         Dördüncü isim Necmettin Erbakan’dır. Daha çok “Adil Düzen” adlı önemli bir sistem çalışması üzerine düşüncelerini anlatır. Ayrıca kendisi de sanayici olan Erbakan’ın, ülkenin sanayi ile kalkınması yolunda yapılacakların anlatıldığı “Ağır Sanayi” isimli çalışması ve söylevleridir. Siyonizm’i en iyi bilen siyasetçi olarak anılmaktadır. Eksiklik ve fazlalıkları tartışmaya açık olmak kaydıyla, Batı tipi kalkınma modeline alternatif olabilecek bir çalışmayı Erbakan’dan başka sunan olmadı.

      Beşinci isim Ahmet Davutoğlu’dur. Büyükelçilik, Başbakan Başdanışmanlığı, Dışişleri Bakanlığı, AK Parti Genel Başkanlığı ve Başbakanlık yapmış olan Davutoğlu, siyasi hayatından önce de, sonra da önemli eserler vermiştir: “Alternatif Paradigmalar, Stratejik Derinlik, Küresel Bunalım, Teoriden Pratiğe, Duruş ile Medeniyetler ve Şehirler” kitaplarından bazılarıdır. Dikkate alınması gereken çalışmalar ve görüşler yumağı.

         Binali Yıldırım Bey böyle bir eser yayımlarsa, bu yazma işi gelenek haline dönüşebilir. İyi de olur.

         Son 16 yıldır ülkede Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın yazmaya başladığı duyumları var. Erdoğan’ın Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğu dönemi ve gelecek perspektiflerinin olacağı kitap/ların toplum tarafından beklendiğini belirtirken, bunların da en calib-i dikkat eser/ler olacağına inanıyorum. Çünkü Erdoğan, kesintisiz en uzun süre zirvede kalan bir devlet adamıdır.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
CUMHURİYETİ YAŞATMAK GÖREVİMİZDİR
Kasım 13, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

CUMHURİYETİ YAŞATMAK GÖREVİMİZDİR

CUMHURİYETİ YAŞATMAK GÖREVİMİZDİR

         Cumhuriyetimiz 95 yaşında. Cumhur önemli bir gerçektir. Kazanılanlardan geriye gitmek mümkün değildir. Cumhuriyetimiz meşrutiyete dayanmaktadır. Türkiye üçüncü binyıla doğru bir giriş yapmıştır. Üçüncü milenyumun en önde giden ülkelerinden biridir.  Türkiye etkili devletler arasında yer almıştır. Maarif okulları dünyada yaygınlaşmıştır. Elbette organizasyon eksiklikleri de giderilmelidir.

         Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı. Biz İmparatorluğun mirasçısı olduk. Bin yılın parasını, bayrağını, yasalarını, yönetimini devam ettiriyoruz. Saltanatı  kaldırdık. Hilafeti Meclis’e devrettik. Türkiye Cumhuriyeti ilanihaye devam edecektir.

         Lozan’da İmparatorluğun devamı olarak masaya oturduk. İmparatorluğun borçlarını ödemeyi taahhüt ettik ve en son olarak 1954 yılında tüm borçları ödedik.

         Şimdi Türkiye’nin, çözmesi gereken sorunları var.

         Dış borçlar,

         Yap-işlet-devret modeli,

         Faiz enflasyonu

          Dış borçların çözümü bellidir, dış borcu iç borca çevirmek. Yap-işlet-devret modeli ıslah edilmelidir. Yabancı ortaklı şirketlerin devlet garantisi verilmeden gelmeleri yoluna gidilmelidir. Bugün Dolar’la savaşıyoruz. Bir gün gelecek, dolar artık Türkiye’de dış mübadele aracı olmayacaktır. Türkiye dolarsız bir Türkiye olacaktır. Sınırlı da olsa bu yol açılmıştır. Açık bütçeli kalkınma, 2003 yılından beri tercih edilerek uygulanmaktadır.

       Türkiye terör sorununu çok büyük oranda çözmüştür. Gelişmemizi istemeyenler elbette engeller çıkaracaktır. Belli bir metot içinde gelişmeye devam edilmelidir.

          Çok partili denemeler yaptık ve sonunda başardık. Çok partili uygulamayı başardık. Sonra da Çok partili anayasayı yaptık. 

         Cumhuriyeti kutlarken aslında İstiklal Savaşı’nı kutluyoruz. Halk demokrasiyi benimsemiştir. Seçime katılma oranı çok yüksektir. Yüzde seksenleri aşmaktadır. Batı’da bu oran yüzde 25-49 aralığındadır. Tüm barajlara rağmen Meclis’te grup kuran beş parti var. Dört defa sonuçlanmış, bir o kadar da sonuçlanmamış askeri müdahaleler olmuş ama Meclis ortadan kaldırılmamıştır. Şimdi meclisteki milletvekili sayısı üçyüze düşürülerek meclisin iradesi güçlendirilmelidir.

         “İslam aleminden kopma” politikasını, Erbakan ile oluşan zihniyet doğrultusunda Evren ile terk ederek tekrar  eski dost ülkelerle barıştık. Bu aynı zamanda Türkiye’ye güç katan bir gelişmedir. Müslüman ülkelerin insanları en büyük dikkatlerini Türkiye üzerine toplamıştır. İslam dünyasının geleceği, Türkiye’nin dünyadaki ve kalkınma skalasındaki yeri ile çok yakın ilgilidir. Balkanlar, Kafkaslar, Türki Cumhuriyetler, Afrika, Ortadoğu hep Anadolu topraklarına umutla bakıyor.

        Gelecek daha güzel olacaktır inşallah.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
  • 20
  • 21
  • 22
  • 23
  • 24
  • 25
  • 26

Merak Ettikleriniz Ve Sormak İstedikleriniz İçin İletişim Sağlayabilirsiniz.

İletişim

1950 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. Öğretmen okulu’nu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı. Daha sonra iktisat fakültesi’ni bitirdi. Öğretmenliğin dışında on yıl üniversitede idari kadroda ve on yıl da…

Devamı...

İletişim

Merak Ettikleriniz Ve Sormak İstedikleriniz İçin Aşağıdaki Bilgilerle İletişim Sağlayabilirsiniz.

  • info@nevzatulger.com
Facebook

Hızlı Menü

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Eserler
  • Köşe Yazılarım
  • İletişim

Site İstatistikleri

  • Çevrimiçi Misafir: 0
  • Bugünkü Ziyaret: 29
  • Dünkü Ziyaret: 101
  • Toplam Ziyaret: 10285

Nevzat ÜLGER © 2021 — Tüm Hakları Saklıdır.