• Anasayfa
  • Hakkımda
  • Eserler
  • Köşe Yazılarım
  • İletişim
Facebook
12 MART MUHTIRASI VE SONRASI
Eylül 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

12 MART MUHTIRASI VE SONRASI

12 MART MUHTIRASI VE SONRASI

1970 yılında Süleyman Demirel başkanlığındaki Adalet Partisi tek başına iktidar ve kalkınma hızı da gayet iyi. Keban Barajı gibi o gün için devasa bir barajın yapımı hızla ilerliyor. Bu ülkedeki enerji yatırımları küresel sermayeyi hep rahatsız etmiştir zaten. Dün de bu gün de.
AP (Adalet Partisi) hükümeti 1970 yılı bütçesini 28,5 milyar lira olarak meclise getirirken o güne kadar insanların birçoğunun ismini dahi bilmediği, bir kısmını da artık hiç unutamayacağı bir takım vergileri kapsayan “finansman kanunu”nu birlikte meclise getirdi.
-taşıt alım vergisi -işletme v.-gayrimenkul değer artış v.-veraset ve intikal v.-banka ve sigorta muamelesi v. – bina inşaat v.- damga vergisi ve harçlar – spor-toto v. – istihsal vergisi
Bu vergiler 1970 yılına kadar bu ülkede yok. Pek tabii olarak bürokrasi ve memurlar da unutulmamış ve bir gelir arttırıcı olarak 657 sayılı “devlet Personel Kanunu” da kabul edilmiştir.
Ayrıca silahlı kuvvetlerde gerçekleştirilen OYAK benzeri bir kurum olarak memurlar için MEYAK (memur yardımlaşma kurumu) oluşturuluyordu.
AP hükümeti 10 ağustos 1970 tarihinde %66,6 oranında devalüasyon /kur ayarlaması yoluna gitti. Yani 1958’den beri uygulanmakta olan 1$ = 9TL yerine, 1$ =15TL oldu. Esas maksat, işçi dövizlerini yurda çekmektir.
Bu arada hükümet “Avrupa ortak pazarı” ile bütünleşme yoluna girdi. 12 Eylül 1963 yılında imzalanan Ankara Antlaşmasına göre başlatılan “hazırlık dönemi” 1 Aralık 1969 tarihinde sona eriyordu.
23 Temmuz 1970 tarihinde Brüksel’de yapılan “Ortak Pazar Bakanlar Konseyi” kararı ile “geçiş dönemi” başlamış oluyordu.
AP hükümeti ve Demirel açısından devalüasyonla hem ABD’nin isteği yerine getirilmiş oluyor, hem de işçi dövizleri yurda getirilerek döviz sıkıntısı gideriliyor ve iç finansman sağlanıyordu. AET AB’nin o günkü adı) açısından bütünleşme kararı alınarak eğer verirlerse 220 milyon ABD doları gelecekti. Sanayi toplumuna geçiş için de “iç kaynakları vergileme yoluyla yeniden düzenleme” işlemi yapılmış oluyordu.
İktidar cephesinde bunlar olurken 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız milletvekili seçilen Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından 26.Ocak.1971′ de “Milli Nizam Partisi” kuruldu.
Bu parti Anayasaya aykırı fikirler taşıdığı gerekçesiyle daha sonra kapatılacak ancak 12.Ekim.1972 tarihinde yeni katılımlarla birlikte “Milli Selamet Partisi” olarak yeniden ancak farklı bir isimle siyaset sahnesindeki yerini alacaktı.
Yine AP içinde de muhalefet başlıyor, partinin Ethem Kılıçoğlu ve Cevat Önder’i partiden ihraç etme istemi kavgayı kızıştırıyordu. Ayrıca Celal Bayar da CHP’liler gibi siyasi aftan yana olmayan eski “su işleri müdürü” Demirel’e kızgındı.
Demirel geri adım atmadı. Kısa sürede bir dizi milletvekili senatör ve belediye başkanını partiden attı.
Ancak 11 Şubat 1970’de bütçe oylaması yapılırken 41 AP’li milletvekili kendi partilerinin bütçesine “Red” oyu kullandı. Demirel hükümeti düştü.
Yeni hükümeti kurmakla S. Demirel yeniden görevlendirildi. Günlerce uğraştıktan sonra 41’lerden 30’unun meclise gelmemesini sağlayarak yeni hükümete güvenoyu alabildi.
İşte bu 41’ler daha sonra Ferruh Bozbeyli Başkanlığında ‘Demokratik Parti’ adıyla partileşerek, AP ‘den koptu,
27 Mayıs darbesini yapan cemal Madanoğlu yeniden bir sol darbe yapmak istiyordu. Ancak bu oluşumun içerisine yerleştirilen MİT görevlisi Mahir Kaynak, gelişmeleri anında merkeze aktardığından, bu oluşum için Ziverbey soruşturmaları başlıyordu.
İşte bu noktada 12 Mart1971 günü kuvvet komutanları hükümet aleyhine bir muhtıra verdiler.
Muhtıranın altında;
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara K. Komutanı Orgeneral Faruk Günler, Deniz K. Komutanı Oramiral Celal Eyicioğlu, Hava K. Komutanı Orgeneral Muhsin Batur’un imzaları vardı ve Muhtıra Cumhurbaşkanına, Millet Meclisi Başkanına ve Cumhuriyet Senatosu Başkanına verildi.
Demirel Kabinesi istifa etti.
Bu muhtıranın/darbenin arkasından yüksek enflasyon, krizler ve belli grupların nemalanmaları geldi. Ani zenginler arttı.
İhtilallar bu ülkenin problemlerine çözüm getirmedi. Ancak bir takım insanları da huzursuz etti. Ülke hep on yıllar geri gitti.
NEVZAT ÜLGER

Read More
BATICILIK VE BİZDE BATILILAŞMA
Eylül 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

BATICILIK VE BİZDE BATILILAŞMA

BATICILIK VE BİZDE BATILILAŞMA

Batıcıların kulakları çınlasın, Batı kültürünün kaynaklarına bakıyoruz, karşımıza üç kaynak çıkıyor;
-Yunan
-Roma
-Hıristiyanlık.
Yunanistan en tipik köleci bir toplum. Yunan toplumu iki sınıftan meydana geliyor; köleler ve hür insanlar. En meşhur yanları ise, dünya kadar tanrıları olan müşrik bir toplum.
Üretim yapmak kölelere, ticaret, askerlik ve yöneticilik ise hür vatandaşlara aitti.
Eski Yunan’ın bir anlamda varisi Roma. Roma, Batı’ya hukuk sistemini kazandıran dünyanın sayılı medeniyetlerinden birinin adı. 1960’lı yıllarda sırf heyecan verici olduğu için “Gladyatör” filmleri izlerdik. İnsan ticareti ve medeni köleliğin ne olduğunu da genellikle bilmezdik. Meğer o zamanın eğlence enstrümanlarıymış bu köle savaşçılar. Ancak özel mülkiyet kavramının en gelişmiş toplumu olarak Roma gösterilebilir.
Üçüncü kaynak olarak Hıristiyanlık ise Roma tarafından genellikle 295 yılından sonra ve “teslis” akidesinin dahil edilmesiyle kabul görüyordu. Teslisle birlikte insan şekline sokulmuş, çocuğu olan bir “Tanrı” şekline getirilerek, artık dinin yönlendirilmesi de tanrının vekilleri tarafından rahatlıkla yapılabilirdi.
Yunan’da ve Roma’da köle efendi ayırımı, Batı’da Ortaçağ boyunca serf-senyör ikilisi olarak yürürken, daha sonraları “proleterya-burjuvazi” şekline girmiştir. Dolayısı ile “Batı Medeniyeti” mülkiyet sahiplerinin gelişimiyle paralellik göstermiştir.
15.yüzyılda başlayan üretim tekniğinin gelişme çizgisi 17.yüzyıldan itibaren hızlanmış ve 18.yüzyılın ikinci yarısından sonra da sanayi devrimi buharlı makine ile birlikte dünyada egemenlik yoluna demir atmıştır. Yüksek üretimin ardından, buharlı makinenin gemilere ve diğer mekanik formülasyonlara uygun hale getirilmesinden sonra milli pazarlar aşılarak sınıf kavramı da aşılmaya başlanmıştır. Krallarla yapılan anlaşmalar sonucunda yapılan coğrafi keşiflerin ardından, Amerika’nın ve Afrika’nın altın ve gümüşlerinin Batı’ya gelmesi onları tatmin etmemiş, o bölgelerin insanlarını da köleleştirmişler ve dahası ülkelerine de el koymuşlardır.
Tabi Batı’nın siyasal görüntüsü değişmiş, koca Avrupa kıtasında sadece birkaç krallık kalmıştır. Güçlenen sermaye sahipleri bu kez siyasi iktidarı ele geçirmek istemiş ve sonunda da 1789 Fransız İhtilali meydana gelmiştir.
Parlamenter sistemle birlikte, kralın yetkileri sınırlandırılmış, sermaye korunur hale getirilmiş, başka kıtaların kendi üretim alanları için fethine veya sömürgeleştirilmesine başlanmıştır.
Bu gelişmeler Türkiye’ye Tanzimat Fermanı yoluyla taşınmaya başlamış, ardından Islahat Fermanı ile azınlıklar söz sahibi edilmiş, Kırım Harbi bahanesiyle borçlandırılmaya başlamış, 1881 yılında Düyun-u Umumiye idaresi kurularak, Osmanlı devletine paralel bir devlet oluşturulmuştur. Bu ülke Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ancak Batı ile olan bağlarını mütekabiliyet esaslarıyla bu günkü hale gelebilmiştir. Çünkü Batı; söz sahibi olduğu yerlerde kendisinden olmayan ne kadar yapı varsa onları ortadan kaldırmıştır. Meşhur hürriyetçi gösterilen Voltaire; “barbar halkın hak ettiği bir boyunduruk, bir sopa ve samandır.” diyordu(İşte hürriyetçi Voltaire)
NEVZAT ÜLGER

Read More
DEVLET DÜŞÜNCEYE PRİM VERMELİ
Eylül 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

DEVLET DÜŞÜNCEYE PRİM VERMELİ

DEVLET DÜŞÜNCEYE PRİM VERMELİ

Üzerinde yaşadığımız bu ülkeyi daha iyi anlayarak, yaşadıklarımızın farkında olmak için yakın tarihi iyi bilmemiz gerekir. Gerçi gelecek tahmininde bulunmak, yakın tarihi bilmekten daha kolaydır ama yine de öğrenmemiz gerekir. Bundan dolayı da sağcısı, solcusu, İslamcısı, şucusu-bucusu demeden ne bulursak okumalıyız. Çünkü başka çaresi yok bu işin.
Ne kadar mesafe alınabilir bilemiyorum ama zaman zaman kaybolup görünse de tünelde hareketlenme başlamıştır. Alev Alatlı doğru söylüyor; “yıllarca sonra gelecek insanlar bizim için ammada çekmişler diyeceklerdir”.
Herhangi bir konuda adam düşüncesini söylüyorsa niye bunu ille de karalama veya ağır eleştiri olarak anlayalım ki!.. Yapılan şey aslında o konuda bir insanın farklı düşünmesidir. Farklı düşünmeye ve farklı düşünceye karşı saygılı olmaya çalışmalıyız. Fikri inkişafta bu şekilde oluşacaktır zaten.
Adam bir de hava basıyor; “okur kitlem”. Ne demek okur kitlem yani. Sen siyasetçi misin yoksa ideolog mu? Kendini de okuyucuyu da militan yerine koymanın ne alemi var Allah aşkına. Normal insan olmaktan niye bu kadar korkuyoruz ki?
Adam hala genç okuyucu diye insanları demografik bir tasnife tabi tutuyor. Yapmayın lütfen. Ülkenin ve toplumun meselelerine yabancı olmayan, dünya meselelerine ve dünya ötesine ait heyecanını kaybetmemiş her insan gençtir. Halil İnalcık 100 yaşında iken dev eserler yayınlamadı mı?
Bu ülkenin insanları da artık bireysel karakterlere veya münferit olaylara takılarak bütünü gözden kaçırma hastalığından ya da kendince “uyanık”lığından vazgeçmelidir. En son 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle konuşmaları hep birlikte dinledik. Eğer kapitalizmin sömürü çarkına kapılmamış olsaydık zannederim farklı şeyler konuşuyor olacaktık. Bu vahşi sistem olmasaydı “feminizm” de olmazdı diyor A. Hakan. Haklı değil mi?
Herhangi bir konuda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğunu zanneden ne kadar çok aymaz varmış. Gerçeklerle yüzleşmeyi reddeden korkakları mı desek, kendi çıkarının peşinde gerçeği tahrif eden hainler mi desek, hemen her konuda ..mış gibi yapan uyanıklar mı desek? Yoksa bu kadar saçmalığı göz göre göre sineye çekmeye mi yansak?
Hala Marks’ın kafasıyla, hala Smith’in kafasıyla, hala Efgani’nin kafasıyla, hala modernite militanı kafasıyla konuşup yazan insanların çok olduğu ortamlarda zannederim en iyi şey; evrensel kabuller üzerinden doğruluğuna inanılan şeyleri yazmak olmalı.
NEVZAT ÜLGER

Read More
ELAZIĞ BELEDİYESİ VE CİP BARAJI MESİRE ALANI
Eylül 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

ELAZIĞ BELEDİYESİ VE CİP BARAJI MESİRE ALANI

ELAZIĞ BELEDİYESİ VE CİP BARAJI MESİRE ALANI

Elazığ Belediyesi harika bir projeyi gerçekleştirerek, bu şehre ve bu şehirde yaşayan insanlara gönül rahatlığı ile ve güvenli bir şekilde bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir mesire yeri kazandırdı: “Cip Barajı Park, Rekreasyon Tesisleri ve Ağaçlandırma Alanı”
Düzenlemenin bazı özelliklerine baktığımız zaman şehirde yaşayan insanlarımıza ne kadar hizmet edeceğini biraz daha yakından görme şansımız olur zannederim.
Bin yüz dönümlük Cip Barajı gölet alanıyla birlikte toplam 1.524 dönümlük bir alanda; 333 kameriye ve barbekü alanı tam 6.000 metrekare. Çocuklar unutulmamış ve rengarenk iki tane çocuk oyun alanı yapılmış.
Otuz bir adet ahşap seyir alanı, 90 bisiklet parkı, barajın içine uzanan 2 ahşap iskelesi var. Malum denizden uzak şehirlerin bu kavramlara yaklaştırılmaları da ancak böyle tesisler yapmak suretiyle olmaktadır. En kültürlü bildiğimiz insanlarımız dahi deniz kültürü üzerine ancak birkaç cümle kurabiliyorlarsa, bu tesisler oldukça önemlidir zannediyorum.
Spor her yaşta yapılabilecek bir etkinlik olduğundan, bir futbol sahası, bir basketbol ve bir voleybol sahası yapılmış. Kurallı sporun paylaşımcılık olduğu unutulmamalıdır.
Geziye yalnız veya iki üç kişilik arkadaş gurubu ile gezmek için Cip Barajı mesire alanına gitmişseniz, rahatlıkla yiyecek ve içecek ihtiyacınızın karşılanması için; bir restoran ve bir kır kahvesi sizin bu ihtiyaçlarınızı karşılar. Ayrıca güzel bir mescidi, bir tesis binası ve bir de yönetim binası var.
Düzenlemenin estetik yönü ihmal edilmemiş. Çok güzel bir şadırvanı, dört adet ahşap köprüsü, 4360 metrekare yürüyüş yolu ve 415 metrekarelik bir de şelalesi var.
424 dönümlük alanda 31.500 metrekarelik alan oto park alanı olarak ayrılmış. Mekan itibariyle önemli bir konu.
Elazığ sunta taşıyla kaplı 2.440 metrekarelik kaldırım yollar ile baskı beton yürüyüş yolu için 1.300 metrekarelik alan tanzim edilmiş.
Farklı siyasi kanaatleri olan üç arkadaşla görmeye gittiğimiz “Cip Barajı Park, Rekreasyon Tesisleri ve Ağaçlandırma” alanını müdekkik bir gözle gezdikten sonra, çay içmek için oturduğumuz başka bir mekanda, diğer iki arkadaşımız hakikaten hayranlıklarını ifade ettiler.
İşin doğrusu da böyle olmalıdır zaten. Yönetimdeki arkadaşlarımız topluma hizmetlerini sunacaklar, bizler de olumlu veya olumsuz kanatlarımızı belirteceğiz. İyi derken de aşırılığa gerek yok, eleştiri yaparken de yıkıcılığa gerek yok. Gelişme de böyle olur zaten.
Böyle bir tesisi Elazığ’a kazandırdığı için belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz’ı ve ekibini kutluyorum. 

                        NEVZAT ÜLGER

Read More
YENİDEN YAPILANMA VE İSTİKRAR
Eylül 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

YENİDEN YAPILANMA VE İSTİKRAR

YENİDEN YAPILANMA VE İSTİKRAR

İktisadın gayesi, maddi tatmini azamiye çıkarmaktan ziyade, insanların maddi eğilimlere esir olmasını önleyerek büyümenin sağlanmasıdır. Ülkeyi yöneten ve yönetecek insanların iyi niyetli oldukları kabul edilmeli, fakat kötü niyetli olanların bile istismar edemeyecekleri kadar açık ve kolay anlaşılır mekanizmalar kullanmalıdır.
Ekonomide istikrarlı bir büyümenin devamı açısından, enflasyonun makul düzeye çekilebilmesi ve ekonomik tüm kaynakların etkin kullanılabilmesi için tüm kamu kesiminin senkronize bir şekilde çalışması gerekir.
Bir diğer “olmazsa olmaz” konu da toplumsal uzmanlaşmadır. Ekonomide uyumu yakalamış bir siyasi irade ve onun kolları mesabesindeki kamu kuruluşlarının dakikliği, dünya ekonomik skalasında ülkeyi bir veya birkaç basamak yukarıya taşır. Bunun için de tümüyle denetlenebilir etkin bir yapılanmanın işletilmesi şarttır. Mesela yatırımcıya arsa tahsisi konusunda birinci derecede yetkili ve görevli milli emlak uygulamaları yatırıma teşvik görevini yerine getirebiliyor mu acaba? Sırf bu konu girişimleri geciktirmesi bir yana bazen caydırıcı da oluyor. Benzer uygulamalar diğer kurumlardan da gösterilebilir.
Ülkenin alt yapısının oluşturulması açısından gerekli olan yatırımların bütçeye yük olmaması için, mevcut sözleşmeler yeniden gözden geçirilmeli, tetikçi ekonomistlere oldukça dikkat edilmelidir. Küreselleşme egemenlerinin acımasızlığı dikkatten uzak tutulmamalıdır. 15-20 yıllık rahatlamaya karşı ülkenin geleceğini tehdit eden sözleşmeler yeniden yapılandırılmalıdır.
Maliyet girdileri olarak, enerji, vergi, SGK giderleri ve döviz kurları konusunda oldukça dikkat gerektiği malumdur. Enflasyon-döviz kuru- faiz etkileşiminin en aza indirilmesi gerekir. Bunun için “Katılım Bankası” enstrümanları cesurca sisteme alınmalı değil midir acaba? Son yıllarda en çok kar eden kuruluşların klasik bankalar olduğu unutulmamalıdır. Bu anlamda bankalar “yatırım için” kredi vermektense daha çok, konut ve araç kredisi ile inşaat yap-sat firmalarına garantili yollarla kredi vermeyi tercih ettikleri biliniyor. Bankalar hem inşaat firmalarına, hem de konut alıcılarına kredi verdiğinden bir konutun fiyatı 3 kat artıyor. Parayı da bankalar kazanıyor. Bu konuda Halk Bankası, Vakıflar Bankası ve Ziraat Bankası’nın hem Katılım bölümleri hem de klasik bölümleri bankacılıkla ilgili sayılan bütün pürüzleri gidermekte/regülasyonda çok fonksiyonlu olarak çalıştırılabilirler.
Unutmayalım; demokrasi elitlerin rejimi olmadığı gibi, üstünlerin hukukunun da geçerli olduğu bir sistem olmamalıdır. Doğru, devletin milleti olmalıdır ama milletin de devleti olmalıdır. Kitleleri nesne durumuna düşürmemek için unutulmasın ki;
“Dost bi-perva felek bi-rahm devran bi-sükun
Dert çok hem-dert yok düşman kavi tali zebun.”(Yavuz Selim)
NEVZAT ÜLGER

Read More
DIŞA AÇIK TÜRKİYE
Eylül 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

DIŞA AÇIK TÜRKİYE

DIŞA AÇIK TÜRKİYE

1999 yılında yayımlanmış “Global Hedeflerimiz” konulu uzmanlarınca hazırlanmış bir çalışma var. O çalışma üzerinden son 20 yılda gerçekleşen ve ıskalanan konulara karma olarak bir göz atalım.
Öncelikle iktisadi gelişmeler, ülkenin pazarlık gücünü artırmıştır. AB’nin ve ABD’nin karşısında artık fazla edilgen değiliz. Ülkenin katma değerinin artmasıyla birlikte, süper güç/lerin politikalarına karşı bağımlılığımız azalıyor.
Siyaset eskisi gibi, her türlü ideolojik farklılıkları kendi lehine kullanmaya devam ediyor. Yine gücü kullanma mücadele aracı. Demokrasi ile hukukun üstünlüğü ve adil bölüşüm gibi konular güçlendirilerek içeride toplumsal uzlaşma için, dışarıda ulusal çıkarların korunması için kullanılmalıdır.
Son 15 yılda kişi başına gelir üç kat artırılarak 10.000 doların üstüne çıkmışız. Önemli. Tabi, pastanın büyümesi ayrı, bölüşümü ayrı. Adil bölüşüm daha önemli değil mi? Toplam gelirden %6,5 pay alan 16 milyonluk kesim için bu rakamlar çok şey ifade etmiyor. İyi yaşam endeksleri biraz sıkıntılı işin doğrusu.
Tarım ve sanayiye fazla önem vermek gerekir. Çünkü bu iki sektör eşitsizlikleri azaltan sektörlerdir. Hizmet sektörünün eşitsizlikleri azatlığını kimse yadsıyamaz. KOBİ ve tarım sektörü oldukça önemli. Tarımın sübvanse edilmesi bu ülkede en az 40 milyon insanı rahatlatır.
Sorarsanız eğer, (Tablacı) Mehmet Ötergezer’de girişimci, Ali Koç da girişimci. Aralarındaki tek benzerlik ikisinin de bu ülkede yaşıyor olmaları değil mi? Ama ne yedikleri, ne giydikleri, ne okulları birbirlerine hiç benzemiyor. Aradaki fark 4 kat olsun ama 14 kat olursa makas çok açılır. Orta direk çok önemli.
Nükleer güç konusundaki hükümetin tutumu olumlu, alternatif enerji gibi kaynakları devreye almakta önemli mesafe alındı.
Bölgedeki hiçbir ülkenin global düzeydeki çatışmanın dışında kalması mümkün değil. Bu durumda da yeni açılımlar elbette önemli ve Türkiye bunu yapmaya çalışıyor. Dar bölgede dünya savaşı yaşanıyor.
Dünyanın tek Pazar haline geldiği bu ortamda, dış kaynağa bağımlılık azaltılmalı, bozuk gelir dağılımı düzeltilmeli, yüksek reel faizin önüne geçilmeli, işsizlik azaltılmalı, kalkınma hızı %7’nin üzerine çıkarılmalıdır. İç borçlanmanın hem para arzını hem de enflasyonu ve yatırımı etkilediği unutulmamalıdır.
G-20 ülkeleri ile karşılaştırılarak üretim yetersizliği aşılmalı, mal ve hizmet üretiminde kalite ve kantite (sayı) artışının sağlanması için ihracata yönelik politikanın yanında istikrarlı bir büyüme hızını benimsemek zorunlu hale geliyor. En az % 7 olmalı.
Yatırımlarda Batı tipi modelin yanında, resmi “risk sermaye şirketleri” ve sukuk benzeri enstrümanlara fazla yer verilmelidir. Çünkü bu ülkede sukuk benzeri “sözleşmelere” yatırılacak yeterli birikim vardır.
Kamu kesiminin açığını kapatmak için “Konsolide Bütçe”nin dışındaki (Genel ve Katma Bütçeli Dairelerin dışındaki) kamu kesimi tablolarını görmek gerekmez mi? Diğer bir ifade ile parlamento adına Sayıştay’ın denetimi dışında bir mali tablo kalmamalıdır.
Dolaylı vergiler muhakkak düşürülmelidir. Unutmayalım ki, sandıklara atılan oyların büyük bölümü dolaylı vergi ödeyenlere aittir. Tabi onlar çantada keklik deniliyorsa o ayrı bir konu.
NEVZAT ÜLGER

Read More
(HARPUT GAZETESİ İÇİN) KİM NEREDEN GELİYOR?
Eylül 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

(HARPUT GAZETESİ İÇİN) KİM NEREDEN GELİYOR?

(HARPUT GAZETESİ İÇİN) KİM NEREDEN GELİYOR?

Türkiye’de siyasi kanalların toplumda kabul edilmesi, biraz da liderlerinin etkinlikleri ile doğru orantılıdır. Türkiye’de 1945 yılında başlayan çok partili hayata ve dönemlerin liderlerine baktığımız zaman bunu daha açık olarak görebiliriz. Diğer isimler de aslında bu siyasi akımların kendilerine verdiği imkânlara göre davranış sergilemişlerdir.
İsmet İnönü ve ekibi, daha çok kendilerinin oluşturduğu bir sisteme karşı ne itiraf ne de itiraz edemediklerinden, halk tarafından fazla tasvip görmediler. Bu kanaldan gelen Bülent Ecevit dışında zirveyi yakalayan siyasetçi çıkaramamıştır. Tepe yöneticiler genelde CHP taraftarı olanlardan oluyordu ama bunlar seçimle başa gelmiyorlardı.
Demokrat Parti çizgisinde, Celal Bayar ve Adnan Menderes’in dışında, sonradan Adalet Partisi genel başkanlığı ile başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapan Süleyman Demirel’i de bu cizgiye kaydetmek gerekir. 1980 sonrasının efsane başbakanı ve cumhurbaşkanı Turgut Özal da bu guruba dâhil edilebilir. Ancak 12 Eylül öncesi seçimlerde onun MSP’den aday olduğu unutulmamalıdır.
Necmettin Erbakan’ın siyasi olarak 1969 yılında başlayan Miili Görüş hareketinden üç Cumhurbaşkanı, altı Başbakan çıktı.
Cumhurbaşkanları; Turgut Özal, Abdullah Gül ve R.Tayyip Erdoğan.
Başbakanlar; Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Abdullah Gül, R. Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım.
Nazım Hikmet; Hasan Enver Paşa’nın kızı Celile Hanımla, Vali Nazım Paşa’nın oğlu Matbuat Genel Müdürü Hikmet Bey’in oğludur. Şair Oktay Rıfat’la teyze çocuklarıdır.
Nazım Hikmet’İn annesi Ali Fuat Cebesoyla teyze çocukları. Nazım Hikmetin büyük teyzesinin torunu, Türkiye İşçi Partisi’nin ilk genel başkanı Mehmet Ali Aybar’dır. Mehmet Ali Aybar’ın babası da; 31 Mart Vakası’nı bastırmak için Selanik’ten gelen Hareket Ordusu’nun ilk komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa’dır.
İslam dünyasında en çok seyredilen “ÇAĞRI” filminin yapımcısı Mustafa Akad, filmi 1976 yılında yaptı. Finansörü Libya lideri M. Kaddafi. Mustafa Akad 2005 yılında Ürdün’de öldürüldü. Kaddafi 2011 yılında ABD tarafından adeta yaptıklarına misilleme olsun diye vahşice öldürüldü. Mustafa Akad üç önemli film yapmak istemişti; Çağrı, İstanbul’un Fethi ve Selahaddin Eyyübi.
Kamus-i Türkî’nin yazarı Şemsettin Sami, Galatasaray kulübünün kurucusu ve iki dönem de kulüp başkanlığı yapan ve ismi stada verilen Ali Sami Yen’in babasıdır.
Türkiye’de sanayileşme ve uçak sanayi denilince ilk akla gelen isim şüphesiz Nuri Demirağ’dır. Nuri Demirağ’ın torunu, meşhur karikatürist Salih Memecan’ın eşi ve AK Parti eski milletvekili Nursuna Memecan’dır. Ayrıca film yapımcısı Turgut Demirağ’da Nuri Demirağ’ın yeğeni, ünlü oyuncu ve müzisyen Melike Demirağ olup o da Şanar Yurdatapan’la evlidir. Bu arada Turgut Demirağ’ın diğer kızı Nevbahar Hanım da Vehbi Koç’un torunu Ali Koç ile evlidir.
Tabi Nuri Demirağ oldukça renkli bir simadır. Mesela o “Milli Kalkınma Partisi”nin kurucusudur ve partinin kurucuları arasında Cevat Rıfat Atilhan da vardır. Ünlü senarist Bülent Oran da Cevat Rıfat Atilhan’ın oğludur. Malum Bülent Oran’ın eşi de yine ünlü senarist Ayşe Şasa’dır. Ayşe Şasa; Milli Mücadele’nin önemli isimlerinden Rauf Orbay’ın da yeğenidir.
Aslında bu isimleri ve silsileleri biraz da, Türkiye’de bir yerlere gelmek için yükseklerde doğmak gerektiğini anlatmak için yazıyorum. Milli Görüş Hareketi istisna gibi geliyor ama hareketin başlatıcısının bireysel inancı ve bir dava adamı olmasının yanında, onun da yükseklerde doğduğunu bilmek gerekir. Eğer yükseklerde doğmamış olsaydı belki de bu gün Türkiye’yi başkaları idare ediyor olabilirdi. Ama Türkiye artık en sıradan ailelerden de artık tepe yöneticiler çıkarmaktadır. Bu oldukça önemli bir gelişme, önemli bir merhaledir.
NEVZAT ÜLGER

Read More
TÜRKİYE’DE DİN-DEVLET ÇATIŞMASI OLMAZ
Eylül 7, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

TÜRKİYE’DE DİN-DEVLET ÇATIŞMASI OLMAZ

TÜRKİYE’DE DİN-DEVLET ÇATIŞMASI OLMAZ

         Osmanlı’da Yeniçeri Ocağı kaldırılırken, resmi ulema  (ilmiye sınıfı) da kaldırıldı. Resmi ulemanın yerine bu günkü anlamda “bürokrasi” yerleştirildi. Batılılaşan ülkede, artık vesayet sistemi 2010 yılına kadar devam edecektir. 2010 yılında Anayasa’da yapılan 26 maddelik değişikliğin halk tarafından referandumla değiştirilmesinden sonra önemli bir rahatlama ortamı oluşmuştu. Esas değişikliğin 15 Temmuz 2016’dan sonra kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanlarının Milli Savunma Bakanlığı’na, jandarma genel Komutanlığı’nın İçişleri Bakanlığına ve Genel Kurmay Başkanı’nın da Cumhurbaşkanlığı’na  bağlanmasıyla yapıldığını söylemek mümkündür.

         Bu arada; iki dönemde de “asıl olan birey değil, devlettir” düşüncesinde herhangi bir değişikliğin olmadığını hatırlamak gerekir. Buna örnek olması bakımından İsmail Kara’nın şu ifadesine bakmak önemlidir:

          “Erbakan hiçbir zaman sistem karşıtı olmadı, biyografisi ortada, sistemi kendisinin, Müslümanların daha iyi çalıştıracağını, ıslah edeceğini savundu, ama sert ve etkili bir muhalif söylemi vardı. Onu sistem karşıtı gösteren ve iktidara taşıyan bu söylemdir. Bu söylem aynı zamanda İslamcılık hareketini de etkiledi,

 besledi,büyüttü.
         “Milli Görüş hareketinin ana hedefinin dindarların merkeze taşınması olduğu görüşüne katılıyor musunuz” sorusuna karşı da;
         “Tabii ama dindarları iktidara taşıma işi Milli Görüş’le değil, DP ile başlıyor. Unutmayın, daha önce tespihli, takkeli karikatürler var. Bütün cemaat ve tarikatlar onu destekliyor. O da onları. Takunyalılar sözü onun bürokratları için kullanıldı ilk defa. İşte Özal kardeşler, Recai Kutan, Nevzat Yalçıntaş… Aynı zamanda bu Türkiye’de din-devlet ilişkilerinin siyasi kültür açısından da analiz edilmesini gerektiren bir husustur. Türkiye’de din-devlet çatışması üzerine kurulu bir siyasi söylemin toplumsal karşılığı yoktur. Bunu da hesaba katmak lazım. Sadece Müslümanları sisteme taşımak ve hatta sert muhalefeti eritmek değil, burada Türkiye’deki din-devlet ilişkilerinin ana mantığı üzerinden bir siyasi söylem arama arayışı da var. Erbakan bu çizgiyi kuvvetlendiren bir isimdir şüphesiz.”

         “AK Parti Türkiye’deki İslamcı çizgi içerisinde mütalaa edilecektir. Biz beğenelim, beğenmeyelim tarihi olarak bu böyle. Fakat uyumu mutlaklaştırmış bir çizgi olarak. İslamcı ifadesi belki psikolojik, bürokratik ve iktisadi manada doğru olur. Çünkü kültürel olarak, mesela din eğitiminin kalite kazanması, dini yayıncılığın, gazete ve televizyonların fikir ve muhteva itibariyle güçlenmesi manasında AK Parti’nin Türkiye’ye bir katkısını görmedik. Genel eğitim ve kültür alanından da bahsedebiliriz. Binalardan, bütçelerden, sayılardan bahsetmeyeceksek eğer AK Parti’nin tamamen ihmal ettiği alan milli eğitim ve kültürdür diyebiliriz. Milli eğitim ve kültür politikaları itibariyle Türkiye’nin iyi bir dönemden geçtiğini sanırım kimse iddia etmeyecektir. Ders kitapları felaket. İngilizcenin bu kadar tahakküm ettiği bir dönemde Türkçe, edebiyat, tarih eğitimi yerlerde sürünüyor. Üniversite diye bir şey kaldı mı, çok şüpheli. Milli Eğitim ve Kültür bakanlıkları AK Parti döneminde yayıncılıktan vazgeçti. Kimsenin umurunda değil.”

         Elbette İsmail Kara İslamcılık incelemesinde önemli bir isimdir ama bazı tanımlamalarına, özel yorumlarına da dikkat etmek gerekir.

         Peki o zaman ne istiyor bu İslamcılar?

         İslamcılar diyor ki;

         -Devlet iyi işlemiyor, onun için devleti yeniden ihya etmek gerekir. İçtihat kapısını açalım, cihat ruhunu iki kategoride iyice belirgin hale getirelim diyorlar. Yani Batıcılıkla mücadele ederken, ekonomik ve toplumsal kalkınma için cihat edelim diyorlar.

Read More
M. FAİK GÜNGÖR’ÜN ŞİİR KİTABI
Eylül 7, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

M. FAİK GÜNGÖR’ÜN ŞİİR KİTABI

M. FAİK GÜNGÖR’ÜN ŞİİR KİTABI

         Şiir bir musiki midir? Yahya Kemal; “şiir bildiğimiz musikiden farklı bir musikidir” diyor. Bu tarife yakın onlarca şiir tarifi var zaten. Bir adım daha atarsak; mimari de bir şiirdir. Harput Ulucami, Sarahatun Camii, Edirne-Selimiye Camii ve Süleymaniye Camii şiir olmasalardı hiç asırlardan süzülerek günümüze kadar gelirler miydi? Lale bu kadar ünlü ise bunu önce “çini ve ebru” sanatına, devamında da şiire borçlu değil midir? Laleyi; Lafza-i Celale, gülü Sevgililer Sevgilisi’ne zamir yapma sanatının estetik yaklaşımı şiire ait değil midir? Şairler olmasaydı lale ve gül bu kadar ünlü olamazlardı…

         “Ben ki aşkın yurduyum, baştanbaşa Türkiye,

           Lale desenli saray, gül kokulu konağım” dizelerinin sahibi henüz dumanı üstünde, içinde 98 şiiri olan “Çölün Kıble Tarafı” isimli şiir kitabının şairi M. Faik Güngör.

  1. Faik Güngör, “Çölün Kıble Tarafı”nda; bu şehrin milli-manevi tarafını, tasavvufun mistisizmini, ecdadın hamasi nefesini okuyucuya duyurmakta oldukça mahir bir şairimiz.

         “Gül devrinden gelir akan bu nehir,

          Mazluma zemzemdir, zalime zehir,

          Hak içinse ölüm, istemem tehir,

          Ezelden bu yola aşık neferim…” dizeleri ile “Gül Devri’nden akan nehir gibi görür kendini. Bir şairin kendisini “Sevgililer Sevgilisi’ne” bu kadar yakın hissetmesi bir saadet değil midir Allah aşkına? Allah ve resulüne olan yakınlık, kan bağından daha üstündür.

         Yokluk ve fakirliğin baskısı artıkça ruhun neşe ve zevki de artar olduğunu şairimizin;

          “Tatlı kazancına acı sırıma,

           Musibet müptela olur harama,

           Mide doyurmaya çare arama,

           Sürekli aç olan gözündür gönül…” dizelerinde hissetmemek ne mümkün?

         Büyük eserleri büyük âşıklar verir. İnsan yandığı ölçüde yükselir. Zaten “tasavvuf da bilmek işi değil, duymak ve olmak işidir”  diyor konunun erbabı. Şairimizin;

         “Hikmet aleminde çözüldüm geldim,

          Özümden ayrıldım üzüldüm geldim,

          Göğün kuşağından süzüldüm geldim,

          Nazlı menekşenin nazlı moruyum…” dizeleri onun halini arzıdır.

  1. Faik Güngör’ün “Çölün Kıble Tarafı” isimli şiir kitabı “Yüzakı Yayıncılık” tarafından basılmış. 98 şiirden oluşan 160 sayfalık kitapta; “Sevgili’nin İzinde, İlahi Aşk, Dua/Şükür/Tefekkür, Sualler, cemiyet ve İstikamet” başlıklarından oluşan beş bölüm var.

         Şairimize “Semalarda Bir Hüma” denilmesinde bence de isabet var. M. Faik Güngör’ün kelimeler arasında gezinerek seçtiği kelimelerle oluşturduğu mısralar, adeta onun keşif kolları gibi bizi de kendi atmosferine çekiyor ve biz de gönüllü olarak onun gönül mızraplarından dökülen musikisini meşk ediyoruz.

         Kitabını bana gönderirken motto olarak seçtiği “Cumartesi Sohbetleri” aylık yemekli toplantılarımıza verdiğimiz isimdir. Bu toplantıların devamlı müdavimleri; Ahmet Eren, Mahmut Aksoy, Habip Yaşar, Muammer Aksoy, Galip Araç, Ahmet Turan, M. Faik Güngör, Ahmet Sağlam ve Nevzat Ülger olup, zaman zaman katılanlar da; Hanifi Yaşar, Mustafa Turan, Mahir Akgül, Mithat Yılmaz, Lutfi Parlak, İhsan Yaşa ve Ferman Bey olmaktadır. Aylık yemekli toplantılarda genellikle bir aylık kültür ve siyasi olayların değerlendirilmesi yapılmaktadır.  Zaman zaman da Faik Beyin yayınlanmamış şiirlerini kendi sesinden, kendine özgü vurgu ve izahlarından dinleriz.

         Şairimizden yeni eserler beklediğimizi ifade ederken, tebrikler ve teşekkürler Sayın Güngör diyorum.

Read More
BİR DOKUN BİN AH İŞİT KASE-İ FAĞFURDAN
Eylül 7, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

BİR DOKUN BİN AH İŞİT KASE-İ FAĞFURDAN

BİR DOKUN BİN AH İŞİT KASE-İ FAĞFURDAN

         “Hayr ayak altında, şer kucaklarda” geziyor demiş bir Türk büyüğü. Demek ki sözün bittiği yere gelmiş adam.

         “Trol ahlaksızlığı, ahlak terörüdür. Trolün iyisi kötüsü olmaz. Trolün bizim yanımızda olanı karşımızda olanı olmaz.” Yani trol troldür diyor bir başka devlet büyüğümüz.

         Nüfusumuz hızla artıyor, eğitim, sağlık, istihdam olanakları bu artışa ayak uyduramazsa toplum seviye kaybeder. Nüfusumuz her yıl bir milyon arttığına göre, üretime yönelik kalkınma hızımızın %7’den aşağı olmaması gerekir. Bu kadar nüfusu barındırmak için her yıl 300 bin konuta ve 500 bin kişiye de iş alanına ihtiyaç var. Halbuki hedef hem maddi, hem de manevi kalkınma olmalı değil midir? Yoksa toplum hızla lümpenleşir, hızla yozlaşır. Bütçemiz denk, üretim kapasitemiz yüksek, gelir bölüşüşümüz adil olmalıdır.

         Hamaset yapmanın sonu iyi olmaz diye çok yazdık, çok anlattık. Demek ki fikri ve zikri olmayan insanların hamaset yapmalarına hoşgörülü davrandık ki tehlike sirenleri ses veriyor. Şimdilerde “parayla vatan seviciler” türedi. Batıcısı, Türkçüsü, İslamcısı hep aynı kompartımanda. Aslında birlikte olmaları arzu ediliyordu. Mefkure/ideal/ülkü yerini dolara-euroya terk etti. Euro-dolar parametresi ile ilişkileri ölçen bu ekipler, kaynaklar kendilerine akarken vardırlar, kaynaklar kısılınca başka kaynaklara doğru hareket ederler. Kendi sanal dünyalarında, herkesi inandırdıklarına aldanarak üç kuruşluk bir tiyatro oynuyorlar.  Kirlenmişlerden hayır gelmeyeceğini unutmamalı. Dahası yalnız kendilerinin kazanmaları üzerine değil, kendi oyunlarını fark edenleri ve oyunlarını bozma ihtimali olanları da “itibarsızlaştırma” çemberine alarak ülkenin geleceğini karartıyorlar.

         Soru sormayı yasaklayan, eleştirel akla kapalı toplumlar gelişemezler. Doğulu toplumlar, özellikle de İslam inancının egemen olduğu toplumlar, uzunca bir süredir sorgulamayı bıraktılar; inancı, biatı ve itaati esas aldılar. Aliya İzzet Begoviç bundan dolayı yıllar önce; “Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere, ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu, bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur” demişti. Bilge insan, bilge kral, bilge yönetici olmak işte böyle bir şey.

         Böyle bir ortamda aydın, eserleri evrensel değer taşıyan sanatçı, düşünce ve kültür insanı yetişmez, yetişemez.

        Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 14 Şeker Fabrikası satışı ile ilgili bir basın toplantısı yapmış ve özetle şöyle demiş: “Şeker pancarı tarımı ve şeker üretimi 1926 yılından bu yana ülkemiz tarımının vazgeçilmezidir. Özelleştirilecek 14 fabrika, 1575 köyden pancar alımı yapmaktadır. Bu fabrikalar 1,25 milyon dekar alanda üretim yapan 47 bin 758 çiftçimizden pancar alımı yapmaktadır. Yine bu 14 fabrikada, 4 binin üzerinde çalışanla, 7 milyon ton şeker pancarı işlenmekte ve 947 bin ton şeker, 322 bin melas, 2 milyon 74 bin ton yaş küspe üretilmektedir. Halen 2 milyon 504 bin ton A ve B pancar şekeri kotası, 265 bin ton nişasta bazlı şeker kotası bulunmaktadır. Ancak merdiven altı üretim de dikkate alındığında nişasta bazlı şeker üretiminin fiiliyatta daha da fazla olduğu tahmin edilmektedir. Şeker stratejik bir üründür. Dışa bağımlı olunacak bir ürün değildir. Yerli üretimi korumaktan başka çare de yoktur. Cargill gibi yabancı şirketlerin inisiyatifine, tekeline bırakılacak bir ürün değildir.” Velhasıl-ı kelam, şekerin tadı iyice kaçtı!

         Herkesin demokratlığı kendisi için ve kendisine yetecek kadar olursa işler sarpa sarar. Dolayısı ile insanlar ilkeli olmalıdırlar, konjönktürel olmak artık dışlanmalıdır.

Read More
  • 35
  • 36
  • 37
  • 38
  • 39
  • 40

Merak Ettikleriniz Ve Sormak İstedikleriniz İçin İletişim Sağlayabilirsiniz.

İletişim

1950 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. Öğretmen okulu’nu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı. Daha sonra iktisat fakültesi’ni bitirdi. Öğretmenliğin dışında on yıl üniversitede idari kadroda ve on yıl da…

Devamı...

İletişim

Merak Ettikleriniz Ve Sormak İstedikleriniz İçin Aşağıdaki Bilgilerle İletişim Sağlayabilirsiniz.

  • info@nevzatulger.com
Facebook

Hızlı Menü

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Eserler
  • Köşe Yazılarım
  • İletişim

Site İstatistikleri

  • Çevrimiçi Misafir: 0
  • Bugünkü Ziyaret: 66
  • Dünkü Ziyaret: 101
  • Toplam Ziyaret: 10322

Nevzat ÜLGER © 2021 — Tüm Hakları Saklıdır.