• Anasayfa
  • Hakkımda
  • Eserler
  • Köşe Yazılarım
  • İletişim
Facebook
MİLLİ GELİR NASIL 20 BİN DOLAR OLUR?
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

MİLLİ GELİR NASIL 20 BİN DOLAR OLUR?

MİLLİ GELİR NASIL 20 BİN DOLAR OLUR?

         KONDA, 2008 ile 2018 yılları arasında çeşitli alanlarda karşılaştırmalar yaptığı 10 yıllık toplumsal değişim raporunu yayımladı.

         Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de ateist oranı yüzde 1’den yüzde 3’e yükselirken, kendini inançsız olarak tanımlayanların oranı yüzde 1’den yüzde 2’ye çıkmış.

         Yine anket sonuçlarına göre;

         – kendisini dindar olarak tanımlayanların oranı yüzde 55’ten yüzde 51’e gerilerken,

         -başörtüsü oranı yüzde 52’den bir puanlık artış göstererek yüzde 53’e yükselmiş.

         -İnançlı olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 31’den üç puanlık bir artışla yüzde 34’e yükselmiş,

         – oruç tutanların oranı da yüzde 77’den yüzde 65’e gerilemiş.

         Laiklerin korktuğu çıkmadı: AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, elleri yüreğinde panik halde yaşayan endişeli modernler, sekülerler ve laikler müsterih olabilirler, AK Parti iktidarının 17. Yılında Türkiye’de dindarlık oranında azalma var!

         2002 yılının son ayında iktidara gelen AKP’nin ilk yılları ekonomide atılıma tanık oldu. 2002-2008 arasında kişi başına düşen milli gelir 3 bin dolardan 10 bin dolara çıktı.

         Ama orada tıkandı kaldı. Türkiye’yi 10 bin dolar gelire AKP getirdi. Peki 20 bin dolara nasıl çıkar?

         2008’de kişi başına gelir 10 bin 436 dolardı. Bugün de 10 bin 272 dolar diyor resmi makamlar.

         Ekonomi on yıldır patinaj yapıyor. Buna iktisatta “orta gelir tuzağı” deniyor. Türkiye inşaat ve geleneksel sektörler öncülüğünde 10 bin dolara geldi ama 20 bin dolara gitmek için vites değiştirmek, yüksek teknolojinin payını artırmak zorunda. Aksi takdirde daha yıllarca 9 bin – 11 bin dolar bandında gidip geleceğiz.

         2002’lerde Anadolu sermayesi (Anadolu Kaplanları) iktidarı İstanbul sermayesinden devralırken Amerika’da internet (dijital gelişme) patlaması yaşanıyordu. Kapitalizm kabuk değiştiriyordu.

         Dijitalleşme Amerika ile sınırlı kalmadı, dünyanın başka yerlerine de sıçradı. Çin’de kurulan e-ticaret sitesi akıl almaz bir hızla büyüyerek dünya ticaretine yön vermeye başladı.

         İnternet çılgınlığına bir süre sonra biyoteknoloji çılgınlığı eklendi. Bir laboratuvar ve birkaç patentten ibaret biyoteknoloji şirketleri milyar dolarlık değerlere ulaştılar. Osman Kibar isimli bir Türk, Amerika’da kurduğu biyoteknoloji şirketi ile 2.8 milyar dolar servete sahip oldu.  

        Bugün geleceği artık dijital ekonomi temsil ediyor. Türkiye, 10 bin dolarlık gelirini 20 bin dolara çıkarabilmek için dijital dönüşümünü tamamlamak, üretiminde yüksek teknolojinin payını artırmak zorunda.

         Ama bir sorun var: Dijital ekonominin hammaddesi iyi eğitimli işgücü ve özgür düşünce ortamı.

        Türkiye’nin en büyük yazılım şirketlerinden birinin patronu bir toplantıda şunları söylüyordu:

         “Burada eleman bulmakta çok büyük sıkıntı çekiyoruz. Açıkçası burada yatırım yapıyor olmanın, özellikle beyaz yakalı ve yüksek kalite eleman açısından bize bir avantajı olmadı. Onları Gebze’de yaşatamadığımız, sosyal dokusuyla düşünmediğimiz sürece olmuyor. Bu nedenle kurumumuzun önemli bir kısmını Ankara’ya taşıdık. Daha kaliteli eleman bulmak için bir üniversitedeki teknoparkta faaliyete başladık. İzmir’de de faaliyete geçtik. Yani elemanı nerede bulursak biz oraya çadır kuruyoruz.”

         Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, dünyada da böyle. Dijital ekonominin merkezi niçin Silikon Vadisi’nde kuruldu. Sosyal hayat daha canlı, hürriyetçi anlayışlar daha fazla ve hukuka güven göstergesi yüksek.

         Formül net: Türkiye, 10 bin dolarlık gelirini 20 bin dolara çıkarmak için yüksek teknolojinin payını artırmak, dijital ekonomiye ayak uydurmak zorunda. Peki engel ne?   Yoksa toplumsal ve siyasi yapı buna uygun değil mi?

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

TÜRKİYE’NİN KÜRESEL GÜÇ OLMASI İSTENMİYOR

TÜRKİYE’NİN KÜRESEL GÜÇ OLMASI İSTENMİYOR

         Mecburen kullanıyor olsak da; DOĞU-BATI tanımlaması son derece soğuk ve itici bir niteleme.

         Neye göre Doğu ve neye göre Batı? Greenwich Londra’nın güneydoğusunda yer alan bir semtin adı. Boylamların derecelendirilmesinde 0 olarak kabul edilir. Birleşik Krallık’ın en büyük 2. gözlemevidir. Buranın 51° 28′ 44″ kuzey enlemleri ve 0º 0′ 0″ doğu/batı boylamlarında bulunduğu varsayılır.

         Greenwich’ten önce başlangıç meridyeni neresiydi acaba?

         Sadece Osmanlı İmparatorluğu’na değil, Roma ve Bizans İmparatorluklarına da başkentlik yapmış olan İstanbul, daha 135 yıl öncesine kadar dünyanın merkezi olarak kabul ediliyordu. Sıfır meridyeninin geçtiği İstanbul, aynı zamanda dünyanın Doğu ve Batı diye ikiye ayrılan merkeziydi de. Doğu ve Batı Roma tanımları İstanbul merkeze alınarak söyleniyordu. Haritalar buna göre yapılır, saatler İstanbul’a göre ayarlanırdı.

         Doğu Roma İmparatorluğu döneminde dünyanın merkezi olarak Yerebatan Sarnıcı’nın önündeki ‘milyon taşı’ bütün dünyanın başlangıç ve merkez noktası olarak kabul ediliyordu.

         Hikâyenin sonu hepimiz için çok tanıdık. Biz hikâyenin başına odaklanalım. Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından bugünkü Sultanahmet Meydanı’na 4. yüzyılda yerleştirildiği düşünülen “Milyon Taşı”, İstanbul’u dünyanın merkezi olarak konumlandırmıştı. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de şehir bu merkeziliğini korumuştur. Milyon Taşı (sıfır taşı) dünyayı Doğu ve Batı diye ikiye ayırırken, Coğrafya biliminde kullanılan boylamların ilki olan Sıfır Boylam da Ayasofya’nın hilalinden geçiyor diye kabul edilmişti. Zaman da buna göre belirlenmiş ve uzun yıllar pek çok ülke saatlerini İstanbul’a göre ayarlamışlardı. Ta ki 1884 yılına kadar. Bu yıllar ne yazık ki aynı zamanda Düyunu Umumiye yıllarıdır.

         1884 yılında Washington’da Uluslararası Meridyen Kongresi adıyla bir toplantı düzenlenir. Yirmi dört ülkeden temsilcilerin katıldığı toplantıda başlangıç meridyeni Greenwich’e taşınır. Tabi onunla birlikte zaman ve konumun belirlenmesi de. Zamanla tüm dünya Greenwich’i başlangıç meridyeni ve saati olarak kabul eder. Osmanlı, kendi sistemiyle birlikte ikili bir sistem devam ettirir. Cumhuriyet sonrası 1932’de Takvim, saat ve ölçülerle ilgili kanunda yapılan değişiklikle Türkiye’de Greenwich’e göre ayarlar kendisini.

         Bunun ne önemi var diyenler için bazı başlıklar:

         -Haritalar buna göre çiziliyor,

         -Saatler buna göre ayarlanıyor,

         -Yön tayini buna göre yapılıyor,

         -Bugün hava ve deniz trafiğinin yanı sıra tüm dünya borsalarının açılış kapanış saatleri bile buna göre ayarlanıyor. 

         Osmanlı’nın hâkim olduğu toprakları gösteren haritalarda baş meridyen olan Ayasofya Camii’nin kubbesinden geçen meridyene “Arz-ı Halife” veya “Arz-ı İstanbul” deniliyordu. Çünkü Müslümanların Halifesi İstanbul’dadır. Hâlen İstanbul’u esas alarak namazlarını kılan ülkeler mevcut. Mesela Afganistan’da bayram namazı vaktini İstanbul esas alarak kılıyorlar. Sebep ise “Halife-i Mü’minin ile aynı anda bayram namazını eda edelim” düşüncesidir.

         Bu konu yalnız tarihi bir mesele değildir. Üzerine hala uluslar arası işlemler yapılan bir konudur. Bilindiği üzere Mekke yönetimi, son birkaç yılda yaptıkları saat kulesiyle Mekke merkezli bir zaman uygulaması başlatmak istiyorlar. Biz İstanbul’un merkeziliğini unutunca İstanbul’un sıfır meridyeni Greenwich’e taşındı. Peki, İstanbul’un bir de zamanda sıfırı vardı, bunu da engellemeleri lazım. Sakın Mekke’deki saat kulesi bu yüzden ortaya çıkıyor olmasın? Ayasofya’nın hilalinin zaman misyonu, Mekke’de yapılmış olan Kraliyet Saat Kulesi’ne taşınmak isteniyor. İstanbul merkezli bir zaman uygulaması olmasın diye uydurulmuş bir şey bu. Çünkü İstanbul merkezli bir saat kurulmasın diye Mekke’nin dini bağlamını da istismar ederek bunu yapıyorlar. 

         Türkiye’nin yakın bir gelecekte (2050 gibi) küresel güç olacağına dünya devletleri bizim insanımızdan daha çok inanıyor.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARIMIZA
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARIMIZA

BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARIMIZA

         Siyaset, tek taraflı düşünme işi değildir. Elbette adaylar partilerini düşünecekler ama özellikle yerel yönetimlerde toplumun tamamı dikkate alınacaktır. Önemli ve kalıcı olan, gönüllere dokunmak, milletin gönlünde yer etmektir.  Unutmayalım; itimat etmediğimiz kişilere gönlümüzü açmayız.

         Belediyecilik yalnız çöpleri gününde almak, yolları asfaltlamak, çevre düzenlenmesi yapmak, resmi işlemleri halletmek değildir sadece. İnsan ihmal edilirse, bunların pek bir kıymeti kalmaz. Hizmetler insan odaklı olmalıdır.

         Halkımızın büyük çoğunluğu, kendisine tepeden bakan, hor gören, hassasiyetleri dikkate almayan, imkânları dar bir çevreyle paylaşan anlayışlara iltifat etmez. Seçimde siyasi tercihini kullanırken çok şeye dikkat eder. İlle de benim partim olsun anlayışı, özellikle yerel seçimlerde dominant bir anlayış değildir.

         Henüz yolun başındayken “içimizden biri” olduğunu söyleyen kimse, makamla ve imkanla buluşunca değişime uğruyor.  Seçilinceye kadar rahat ulaşabildiğiniz insan, seçildikten sonra da arandığında rahatlıkla ulaşılabilir bir ortam oluşturmalıdır. Bunun çokça yolları var. Seçmen bu duruma çok dikkat ediyor.

         31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ilimizde üç partinin adayları yarışacak gibi görünüyor şu anda. Üç aday da muhafazakar kimliklere sahip. Bu üç adaya da bir hatırlatma yapmak istiyorum; başkalarını kazanmaya çalışırken elindekini kaybetmek, muhafazakâr partilerin genel bir sorunudur. “Muhafazakar modern” denilen tahsilli önemli bir kitle hiç de partici değil. “Mahallenin gençleri” daha çok bıçkın delikanlılar ve MHP ağırlıklı. “Endişeli modernler” denilen seçmenin yarısı CHP seçmeni. Orta tabakayı oluşturan ve adına “hayata tutunanlar” denilen gurubun ise bir bölümü peşinen AK Partili. Onun için toplumun önüne çıkarılacak çalışma arkadaşlarının seçiminde çok dikkatli olmak gerekir. Çalışma arkadaşlarının eğer defoları varsa, bu başkanın da ileride aynı çizgide olacağına yorumlanabilir. Unutmamak gerekir ki; toplum yanlışta ittifak etmez. Bunun en güzel çaresi adil olmaktır.

         Muhafazakar seçmen arasında hafife alınmayacak bir kırgınlık ve gönülsüzlük birikmiştir. Bu durum bazı adaylar için avantaj, bazı adaylar için de dezavantaj olabilir. Bu olumsuz durumu yok etmek için her parti ve her aday gönül seferberliği başlatmalıdır. Çünkü bu durum bütün partiler için de geçerlidir. Belediye meclis üyeleri ile başkana tanınan dört kişilik kontenjan hakkı belki bu kırgınlıkların giderilmesine yardımcı olabilir. Ayrıca olmayacak taahhütlerden şiddetle sakınılmalıdır. Unutulmasın ki bu şehrin problemleri de çözüm şekilleri de bellidir. Onun için adaylar karşısındakini kötüleme yoluna girmeden, neyi nasıl, hangi kaynak ve hangi kadroyla yapacağını anlatsın. Eğer bir aday yapacaklarını anlatmaktan ziyade durmadan karşısındakini kötülüyorsa, kimse kusura bakmasın, onun meşru olmayan hedefleri var demektir. Toplum birinin olumsuzluğunu fark edecek kadar basiret sahibidir.

               Toplum Nedim gibi düşünmüyor yani; “Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dilber, Nedim/ Bir peri-suret görünmüş bir hayal olmuş sana” demişti ya! Seçimde biz o yiğidi çıkaracağız inşallah.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
BELEDİYE MECLİS ÜYELİKLERİ
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

BELEDİYE MECLİS ÜYELİKLERİ

BELEDİYE MECLİS ÜYELİKLERİ

         Yerel seçimlerin yapılacağı 31 Mart 2019 seçimlerine hızla yaklaşıyoruz. Bu seçimlerde hiçbir parti mensubu belediye başkan adayını belirleme konusunda yeterli söz sahibi değil. Bu uygulama yeni de değil. 1990 yılından sonra yapılan bütün seçimlerde, gerek milletvekili adayları gerekse belediye başkan adaylarını partilerin genel merkezleri belirliyor. Bundan ötürü de hep karnından konuşan bir gayrı memnunlar gurubu oluşuyor.

         Belediye meclis üyelerini ve il genel meclisi üyelerini ise il yönetimleri belirliyor. Hoş onun da belli kontenjan tahsisleri var! Neticede parti üyesi olanlar için sadece konuşmak ve öneride bulunmak hakkı serbest. Bu işin bir yönü.

         Mademki belediye ve il genel meclisi üyelerini il yönetimleri belirliyor, o zaman hiç değilse belli kriterler/ilkeler takip edilsin. Gerçi şimdi de belli ilkeler uygulanıyor ama bu ilkeler daha dar bir kadro için uygulanıyor. Benim burada anlatacağım ilkeler ise inanın hem partiler için, hem bütün seçmenler için, hem de seçim çevreleri (il, ilçe, belde) için memnuniyet verici olacaktır diye düşünüyorum.

         Bir il’de, ilçe’de ya da belde’de belediye meclis üye sayısı; o mahallin mahalle sayısına denk geliyor. Mesela Elazığ merkezde 38 mahalle var ve belediye meclis üyesi sayısı da ona eşit.

         Ayrıca seçilecek belediye başkanına da ekstradan dört meclis üyesi kontenjanı tanınıyor. Kontenjan konusunun da çok isabetli ve gerekli olduğunu kabul etmek gerekir.

         Şimdiki uygulamada üyelerin çoğunluğunun aynı mahalleden, hatta aynı aileden olmasının önünde herhangi bir engel yok. Bu rastlantıyı da sık sık görebiliyoruz. Benim önerim ise; “meclis üyelerinin her biri ayrı bir mahalleden olması” şeklindedir. Ancak bu uygulamanın kişilerin insiyatifine bırakılmayıp, yasayla belli ilkelere bağlanması ve kimsenin insafına bırakılmaması gerekir.

         Bu hafta partiler belediye meclis üyelerini belirleyecekler büyük ihtimalle. Konu kanuna bağlanmadığına göre, mevcut halde de etik olarak daha rasyonel olarak uygulanabilir elbette. Yani her üye bir mahalleden seçilebilir. Böylece belediye meclis toplantılarında meclis üyeleri her mahallenin eksiklerini birinci ağızdan dinleme imkanına kavuşurlar. Demokrasideki halkın kendi kendini idare etmesi biraz da böyle başlar.

         Özel bilgi isteyen konu ve konumlar için ise belediye başkanına tanınan kontenjanlar yoluyla kalifiye üyelerin seçilme imkanı var zaten. Onların da hatır gönülden ziyade yeterlilik kavramı içerisinde düşünülmesi hem seçilecek başkan açısından hem de seçilmesi durumunda proje uygulamalarında şehir için faydaları görülecektir. Geçmişinde defosu olan birini belediye meclisi üyeliğine aday gösteren partinin kaybedeceğini peşinen bir yere yazalım.

         Belediye meclis üyesi Türk siyaseti içerisinde kritik rol üstlenen bir unvandır. Belediye meclis üyesi belediyelerde çalışan kamu görevlisidir. Şehirlerde ve ilçelerde belediye meclisi ilin veya ilçenin kaderini belirleyebilir. Belediye bütçesini denetler, bütçenin etkin kullanımını sağlar. Ayrıca kesin hesabı kabul eder ya da etmez.  Belediyenin imar planlarını görüşür, inceler ve onaylar. Belediyenin borçlanma işlemleriyle ilgilenir. Borç alınmasına karar verir. Belediye meclis üyeleri belediyeye taşınmaz alımı ve satımıyla ilgilenir. Ayrıca taşınmazların tahsisine ve tahsis şekline kadar karar verir. Üyeler belediye için kiralamayla ilgili işlemleri de yürütür.

         Belediye meclis üyeleri Ticaret Kanunu kapsamında bütçe içi işletme ve ortaklıklar kurabilir. Ayrıca bu ortaklıkların bozulmasına, sermaye artışına veya gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulması için değerlendirme yapabilir ve karar alabilir. Belediye yatırımlarının yap işlet veya yap işlet devret gibi modellerle gerçekleşmesinde karar organıdır. Belediye meclis üyeleri belediyeye ait şirket, işletme gibi oluşumların devrine, özelleştirilmesine, satışına, kiralanmasına karar verebilir. Norm kadro çerçevesinde belediye ve belediyeye bağlı kurum ve kuruluşların kadrolarına ihdas, alım, düzenleme yapar, kadroları iptal eder ve değiştirilmesine karar verir. 

         Yani belediyeden şikayeti olanlar, meclis üyelerinin de sorumlu olduklarını, ortada bir yanlışlık varsa bu yanlış da belediye meclisi üyelerinin de sorumlu olduklarını unutmasınlar.

         Görevlerinin çok az bir kısmını zikrettiğimiz belediye meclis üyeliklerinin önemi de böylece kendiliğinden ortaya çıkmış oldu.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
GELENEKSELLİK “AKLI” ÖNCELEYEMEZ Mİ?
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

GELENEKSELLİK “AKLI” ÖNCELEYEMEZ Mİ?

GELENEKSELLİK “AKLI” ÖNCELEYEMEZ Mİ?

         İslam ekonomisi nedir, nasıl uygulanmıştır, nasıl uygulanabilir?

         Hz. Peygamber ticaret ve ekonomide neleri uygulamıştır, O’nun uygulamaları bugüne nasıl taşınabilir?

         Bugün İslam Ekonomisi nasıl anlaşılıp hayata geçirilmelidir?

         İslam’ın sosyal ve ekonomik prensipleri nasıl ele alınmıştır, sosyal ve ekonomik merkezli ayetler nasıl sistemleştirilmiştir?

         İslam’da sosyal adalet temelinde, bireylerin sosyal güvenceleri nasıl sağlanmalıdır?

         Dar’ül Harb ve Dar’ül İslam yalan fetvalarıyla, saf niyetli Müslümanları kandırırken, helal et ticaretinden, hac-umreden, faizde bekleyen paralardan, nereye gittiği belli olmayan toplanan paralardan kurulan “Müslüman” Anonim Şirketlerle toplumda huzursuzluk çıkaranları nasıl önleyebiliriz?

         Kuran’da geçen ayetler Hıristiyanlıktaki ve Yahudilikteki ‘Ruhban Sınıfı’ için değildir, Müslümanlara örnek olması için uyarı niteliğindedir. İslam’da ruhban sınıfı olmadığı için kendini sanki varmış gibi ortaya atarak başkaları hakkında hüküm vermeye kalkanlar en ileri derecede İslam-karşıtı işi yapmış oluyorlar.

      Ayetlerdeki haham ve rahip kelimeleri yerine şimdi kullanılan ibareleri koyarak bakalım resme. O zaman, bugünkü Müslümanların halleri nasıl net bir şekilde ortaya çıkmış olacak.

         Çok Hukuklu Sistem, İslam Ekonomisi, Medine Sözleşmesi gibi konuları konuşan Müslümanlar vardı bir zamanlar. Bugün artık seviye, yerle yeksan olmuş durumda. Bugün bilmeyenler de alim, bilmeyenler de şeyh ve efendi. Bu gün bu gurupların hepsi seyit.

         İslam Dünyası’nın kalkınmasından bahsedeceğiz diyoruz sonra da. Neyin kalkınması olabilir ki?

         Yeşile boyamakla İslam gelmiyor ve olmuyor. Bugün İslam’ı yalnız şeklen yaşayanlar, almış yeşil boyayı her şeyi yeşile boyuyor. Her şeyi yeşile boyama devam ettiği sürece, kazananlar sadece boyacılar ve fırçacılar olacak.

         İslam, kökeninde ve temelinde ruhban sınıfı diye bir sınıf öngörmemiştir. Zira müminlerin Allah’a yönelmek için hiçbir aracıya ihtiyaçları yoktur. Müslümanlıkta Allah ile müminler arasında hiyerarşik bir gruplandırma yoktur. İşte bu noktada Sünniler ile Şiiler arasında önemli farklar vardır. Şiilerde mollalar, hüccetül İslamlar, Ayetullahlar var. Dolayısı ile de Şiilerde toplumu yönetme yetkisi bir imama (mehdiyi muntazır-beklenen mehdi) verilmiştir. Sünnilikte iyi bir Müslüman olmak için Kur’an’ın emirlerini Peygamberin öğrettiği şekliyle yerine getirmek yeterli iken, şimdilerde Sünni dünyada da ilahi mesajın saklı yönünü öğretecek bir “rehber ihtiyacı” anlayışı geliştirildi. (Zahir-batın) Bu anlayış giderek hiyerarşik bir hal alıyor. 

           “Toplumun başına gelen musibetlerin, insan hatasından değil de kaderden kaynaklandığını düşünen bir anlayışın, yanlışı düzeltme şansı olabilir mi? Halbuki yanlışı düzeltmenin ilk şartı, onun insan hatasından kaynaklandığını kabul etmektir.”

         Acaba, adına geleneksel denilen bu anlayışın kapıları rasyonel akla kapalı mıdır?

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
DÜŞÜNCE ADAMI” YETİŞTİRMEMİZ ŞART
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

DÜŞÜNCE ADAMI” YETİŞTİRMEMİZ ŞART

“DÜŞÜNCE ADAMI” YETİŞTİRMEMİZ ŞART

         Türkiye, ideolojik nedenlerin dışında, dünyada saygı duyulan kaç düşünce adamı (mütefekkir) çıkarabildi son yüz yılda? Türkiye’de yaşayan kaç düşünce adamı var? Varsa neredeler ve ne yapıyorlar? İçi boşaltılan bir dizi kavram silsilesinden olan batıya ait kavramların yanlış kullanıldığı bir ülkede yine çok da bize ait olmadığı konusu ile savrulan “düşünce adamı” kavramı nereye oturuyor?

         Düşünce adamını burada; verili bilgileri toplayarak, o bilgileri günün şartlarına göre davranış biçimi haline koyarak (temellük ederek) yeni davranış ve düşünce topluluğu haline getiren kimse anlamında kullanıyorum. Yoksa; “Modern tabiriyle laf ebeliği yapan birtakım insanlardan, insanların kafasını karıştıran absürt insanlardan” bahsetmiyorum.

         Yönetimler; özerk (müstakil) düşünmeye çalışan insanlara değer verecek, hiç değilse onlara parmak sallamayacak ki, serbest düşüncenin ve düşünce adamı yetiştirmenin olmazsa olmazlarından olan özgür düşünmenin önü açılabilsin. Yani toplumsal yapının da, ekonomik yapının da düşünce adamlarına omuz vermesi gerekir. En azından bu insanlar kişisel ve ailevi ekonomik meselelerle uğraşmamalıdırlar. Türkiye devamlı olmazsa da zaman zaman bunu yapıyor. Hilmi Ziya Ülken, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Hasan Ali Yücel, Nurettin Topçu, Halil İnalcık, Teoman Duralı ve daha başkaları biraz da kendi yeteneklerinin ve çalışma azimlerinin dışında devletin sağladığı imkanlarla meydana geliyorlar. Nurettin Topçu’nun, en verimli döneminde, ideolojik olarak bir hayli dışlandığını elbette atlamıyorum.

         İslami devirdeki üretkenliğimiz birkaç yüzyıl verimli olmuş (8.-15yy), Ortaçağ Avrupa felsefesi üzerinde derin etkiler uyandırmış olan İbni Sina, Farabi, Muhiddini Arabi, Gazali, Mevlana, İbn Rüşd, İbni Haldun  vd hiç şüphesiz İslami dünya görüşünün şekillendirdiği bir kültür ortamında eser vermişlerdir. Modern zamanlardaki Batılılaşma serüvenimizin karakteri fazla düşünce adamı yetiştirmeye yetmemiş, taşıma suyla özgün bir felsefe/düşünce ekolü ortaya çıkmamıştır.

         Düşünce insanları düşüncelerini iletip, geliştirebilecekleri bir dil gücüne de sahip olmalılar. Bir kültürün düşünce oluşumlarının olmazsa olmaz koşullarından birisi, o kültürün dilinin ve o dille ortaya çıkmış düşüncelerinin felsefe üretimine uygun bir yapı taşımasıdır. İşlenmiş, yoğrulmuş, soyut kavramlardan, kavramlar arası ilişkilerin ifade edilebileceği, kullanılmaktan yoksun bir dil, o kültürde felsefeyi taşıyamaz. Bir dilin yaşayamadığı, kendi hayat dünyasından olmayan, yalnız başka dillerden alınma sözcükler üzerinde “özgün düşünceler” iğreti durur. Doğrusu her kültür bilgelerini çıkarabilir belki ama evrensel anlamda “düşünce adamı” yetişmesi farklı koşullar gerektirebilir. Yani “yerli kültür böyle bir dilin yapılandırılmasına fırsat verebilecek folklor malzemesinden, sanat ve edebiyat ile donatılmış olmalıdır.”

         Türkiye’deki aydınların düşünce üretebilmek için bir Batılı aydından daha çok şey bilmek durumunda olduğunu izaha ihtiyaç var mı?

         Son araştırmalarda ülkemizde 650 bin civarında IQ’sü yüksek insan var. Diğer şartları oluşturmak ve gereğini yapmak işini üstlenmek yönetimlere düşer.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
PARLAMENTER SİSTEM NASIL İŞLİYOR?
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

PARLAMENTER SİSTEM NASIL İŞLİYOR?

PARLAMENTER SİSTEM NASIL İŞLİYOR?

         Başkanlık mı Parlamenter sistem mi diye çalışmada işin sonuna gelindi. MHP de bu işe destek verince, zannederim önümüzdeki birkaç ay içinde konu netlik kazanacak. Yapılacak referandumdan evet çıkarsa Başkanlık sistemi olacak, hayır çıkarsa parlamenter sisteme devam edilecek.

         Eğer başkanlık sistemi olursa; başbakanlık, güven oyu ve güvensizlik oyu artık kaybolur. Hükümetin de parlamentonun da süresi artık sabittir, değişmez.

         Tabi bu arada seçim kanunu, siyasi partiler kanunu ve meclis iç tüzüğü öncelikle değişikliğe uğrar.

         Başkanlık süresi beş yıldır, ancak ikinci defa aday olup seçilmek mümkündür. On yıldan sonra tekrar aday olabilmek istenirse bir dönem beklemek gerekir. Yeni adaylık artık zordur.

         Halk egemenlik hakkını artık kurumlar eliyle değil, başkanlar eliyle kullanmaya başlar.

         Başkanlık sisteminde istikrarsızlık diye bir olguya yer yoktur. Halk isterse beş yılın sonunda başkanı değiştirir.

         Bir asırdır uygulanmakta olan parlamenter sistemin nasıl çalıştığını bir defa daha hatırlatayım da karar vermemize belki yardımcı olur.

         1-Milletvekili olan insanları vatandaş aday göstermiyor. Çünkü milletvekili listelerini parti merkezleri, yani genel başkanlar hazırlar. Sonra da vatandaşa hangi partiye oy verirsen ver denir.

         2-Seçim yapıldı, bir parti en fazla milletvekilini çıkararak iktidara geldi.

         3-Parti genel başkanları milletvekilleri arasından bakanları seçer.

         4-Bu bakanın konunun uzmanı olup olmaması değil, partiye itaat edip etmemesi ile parti içi dengelere uygun olması yeterlidir.

         5-Her bakana 15-20 arasında yakın milletvekili vardır.

         6-Her bakan bu milletvekillerinin korumacılığında bakanlık yaptığını bilir ve o milletvekillerine ona göre davranır.

         7-O milletvekilleri de o bakanın kendileriyle o koltukta oturduğunu bildiklerinden işlerini o bakanlıkta rahatlıkla yaparlar.

         8- Sistem böylece çalışır gider. Bu arada adam kayırmanın, adaletsizliğin, yolsuzluğun hesabını da bu milletvekilleri sorar.

         İşlerin daha düzgün işlemesi için hangi düzenlemeyi yaparsanız yapın parlamenter sistemin bu işleyişini değiştirmek çok zordur. Çünkü parlamenter sistemde iş adamı-bürokrat-siyasetçi üçgeni her zaman var olmuştur bu güne kadar.

         R.Tayyip Erdoğan başkanlık sistemini yüksek sesle anlatırken, hem işlerin daha çabuk görülmesini istemekte, hem de hükümetlerin istkrarlı olmaları adına bunu halktan talep etmektedir..

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
28 ŞUBAT
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

28 ŞUBAT

28 ŞUBAT

         Şubat ayındayız. Şubat denilince akla ilk gelen; birçok insanın baskı ve zulüm gördüğü, birçok insanın işini ve huzurunu kaybettiği, birçok insanın okumak, çalışmak, ikamet etmek için yurt dışına gittiği-kaçtığı “28 ŞUBAT 1997” yılı akıllara geliyor.

         1989 yılında komünist Rusya’nın dağılması ile ABD için komünistler artık tehlike arz etmiyordu. ABD bütün dikkatini büyük çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Ortadoğu’ya, özellikle Büyük İsrail’i engelleyen devletlere çevirmişti.

         Önce 1. Körfez Savaşı ile hem dünyanın en büyük ikinci petrol rezervlerine el koydu hem de Irak, İsrail için tehlike olmaktan çıkarıldı. Bunun ardından kurduğu “Çekiç Güç” ile bölgenin istikrarını bozarak “Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti” kurmaya doğru adımlar attı.

         Bu gelişmeleri durdurmak için büyük çaba sarfeden Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in uçağı 17 Şubat 1993 günü bir sabotajla düşürülürken, Cumhurbaşkanı Turgut Özal 17 Nisan 1993 günü şaibeli bir şekilde hayatını kaybetti. Bir ABD yetkilisi “Türkiye’nin fundamentalistlerin eline geçmemesi için” önlem alınmasını istiyordu.

         İşte bu puslu havada 1995 yılında genel seçimler yapıldı ve RP % 21,4 oy alarak birinci parti oldu. İsrail’in açıktan engellemesine rağmen 28 Haziran 1996 günü Erbakan 54. Hükümeti, RP+DYP (REFAH-YOL) olarak kurdu.

         Bunun ardından verimli çalışmalar yapan REFAH-YOL hükümeti birçok ilki gerçekleştirerek, düşük gelirli insanlara büyük nefes aldırdı. İçerde havuz sistemi, denk bütçe, çalışanlara %50 zam gibi yeniliklerle birlikte, yurtdışında da D-8 oluşumunu sağladı.

         NATO’daki yeni konsepte uyumlu olmak için stratejik konsepte değişikliğe gidilerek Türkiye’nin başbelası PKK tehlike sıralamasında aşağılara çekilerek irtica adı altında Müslümanlar birinci sıraya alındı. Böylece Kur’an Kursları, İmam Hatipler, üniversitelerdeki başörtülü kız öğrenciler, İslami hassasiyeti olan kişi ve kuruluşlar hedef tahtasına oturtuldu.

         28 Şubat 1997 günü yapılan MGK toplantısında daha önceden hazırlanmış 18 maddeyi zorla kabul ettirdiler. “Askeri muhtıra verilerek darbe gerçekleştirildi. Bu kez TSK mektup ve silah kullanmadı, basını kullandı.”

         16 Şubat 1999 günü uzun bir süredir haber alınamayan PKK elebaşısı Abdullah Öcalan Kenya’dan Ankara’ya getirildi. Olay hakkında konuşan Başbakan Bülent Ecevit; “Abdullah Öcalan’ın niye getirildiğini hala anlamış değilim” dedi.

         Yapılan seçimin ardından DSP+ANAP+MHP hükümeti kuruldu. Özal döneminde 4 milyar dolar faiz ödenirken bu hükumet döneminde 25 milyar dolar ödenmeye başladı. ABD’li Fischer’in telkiniyle Kemal Derviş ekonominin patronu oldu. Rahşan Hanım elini çabuk tutmasaydı Ecevit hasteneden çıkamayacak, DSP’nin yerini de Kemal Derviş-İsmail Cem ikilisi alacaktı.

         3 Ekim 2002 genel seçimlerinde bu üç parti de baraj altında kaldı. AK Parti oyların % 34’ünü alarak yeni bir sayfa açtı.                        

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
ABD SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

ABD SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE

ABD SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE

         ABD seçimleri bütün dünyayı etkiledi. Çünkü ABD bütün dünyayı ilgilendiriyor. Önce birkaç satırbaşı:

         -Trump solcu değil ama solculardan rey almış.

         -Yahudi oylarının %90’ı Clinton’a gitmiş.

         -Trump neocon değilmiş.

         -Obama gelir dağılımının adil hale getirilmesinde yetersiz kaldı.

         -Clinton kaybetmesini FBI’ya bağladı.

         -Trump zengin ama “kenarın temsilcisi” muamelesi görüyor..

         -Trump’un kurulu düzene karşı çıkması Cumhuriyetçileri kızdırdı.

         -Trump bir bakıma göbeğini kaşıyan adam sayıldı.

         -“21. yy karizmatik çağın bittiği, anigmatik çağın başladığı dönemdir.”

         -Gelişmiş ülkelerde artık, demokrasi, feminizm ve eşitlik gibi çifte standart söylemlere yer yok. Reylerin çoğunu Clinton aldı ama seçimi Trump kazandı.

         – Trump adeta “bana güvenin, gerisini merak etmeyin” dedi.

         Çetele uzatılabilir ama konunun Türkiye için anlamına da bakmak gerekir. Önce şunu söyleyelim ki dünyadaki kurulu düzeni insanların çoğu anladı. Tamamen güç üzerine kurulu ve insanı değil, maddeyi koruyor. Avrupa’da ve ABD’de çoğunlukta olan Protestanlık, kul-Allah, kul-eşya ve kul-tabiat ilişkisini kurmak için değil, kapitalizme ilmihal olarak anlaşılmıştır. Peki, seçimler ABD’de seçilmişlere tercih hakkı veriyor mu? Biraz zor.

         ABD bir sistem ülkesi. Değişik bir ifade ile ABD’de her zaman derin devlet baskısı görülmüştür. Trump ABD’nin bu güne kadar seçilen başkanlarının 45.si. Hani demokrasi felan deniyor ama bu kırk beş başkandan yirmisi suikaste uğramış., dördü ölmüş. Aslında bu sayı 21 olacaktı ama R. Nikson istifa ederek suikast teşebbüsüne imkân bırakmadı. L. Johnson hariç tehdit edilmeyen başkan yok diyorlar. Anlatmak istediğim; ABD’de derin devlet anlayışı en belirgin husustur. Trump bu işin neresinde olacak, onu da yakında göreceğiz.

         Söz buraya gelmişken, Ermeni meselesinde ve Kıbrıs olayında Türkiye’ye en saldırgan başkan E. Kennedy olmuştu. DAEŞ gibi örgütleri ABD’nin kurdurduğunu söylüyor Trump. Bir başka örnek Obama; bu günkü Ortadoğu’da  sekiz yıldır onun politikaları uygulanıyor. Halbuki Obama ne kadar da sevimli gelmişti bizim bir kısım insanımıza. Obama’nın siyahileri dahi memnun edemediğini söylüyorlar.

         Seçim öncesinde Clinton’la ilgili soruşturma atağı Clinton’u, seçimden sonra seçim sonucunu adeta gayrı meşru gösterme hareketleri de Trump’u, devlet bürokrasisinin (belki derin devletin demek gerekirdi) terbiye etme girişimleri olarak görmek gerekir.

         Şu bir vakıa; Trump bütün dünyayı tedirgin etti. AB bakanları Trump için toplanıyor. Acaba ABD-Rusya yakınlaşması nereye kadar olur diye.

         Türkiye kendi medeniyet kodları üzerinden değerlendirme yaparak, gerçekçi olmalıdır.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
Kasım 15, 2021by Nevzat ÜlgerKöşe Yazılarım

VURUŞMALAR MEZHEP BOYUTLU DEĞİLDİR

VURUŞMALAR MEZHEP BOYUTLU DEĞİL

         Karşımızdaki şer ittifakı denilen dış beyin “Türkiye’nin yenilgisi üzerinden yeni bir Lozan oluşturmaya” çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğer durmaya kalkarsak duracağımız yer Sevr şartlarıdır” ifadesini kullanmak suretiyle durumun ciddiyetini vurguladı. Numan Kurtulmuş ise, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu durumu ikinci bir “Sykes Picot” olarak tanımladı.

         Terör, daha çok dış güçlerin Türkiye’ye bir politika dayatma için kullandığı bir vasıta olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin bu çerçeveye razı olması demek, en az elli yılını kaybetmesi demektir.

         Türkiye bu durumdan ya büyüyerek ya da küçülerek çıkacaktır. Türkiye bu kaotik ortamdan, kendisi ve bütün bölge için, gücünü halkından alan büyük bir devlet olarak çıkmalıdır. Türkiye’nin büyümesi demek, kendi tarihsel havzasında etkinlik kazanması ve coğrafyasını da geliştiren bir sürece girmesi demektir.   

          DP’ye karşı 27 Mayıs Darbesi,

          AP’ye karşı 12 Mart Muhtırası,

          AP+CHP+MSP+MHP’ye karşı 12 Eylül Darbesi,

          RP’ye karşı 28 Şubat Postmodern Darbesi,

          MNP, MSP, RP ve FP’yi kapatma darbeleri,

          DSP’ye karşı lidere darbe girişimi (Ecevit’i hastaneye gönderme ve partiyi    Kemal Derviş-İsmail Cem-Hüsamettin Özkan’la bölme operasyonu),

         CHP’ye karşı lider darbesi (Baykal’ı düşürme),

         AK Parti’ye karşı partiyi kapatma darbe girişimi, 24 Nisan Elektronik Muhtırası, Taksim Kadife darbe süreci ve 15 Temmuz FETÖ/Askeri Darbe Girişimi.

         Darbenin, muhtıranın, entrikanın, terörün, ihanetin, muhatabı olan bütün bu partilerin renkleri, felsefeleri, ideolojileri, ekonomi politikaları, Batı’ya, İslâm coğrafyasına,  Rusya ve Çin’e bakışları ve yaklaşımları birbirinden çok farklıdır. Buna rağmen bütün bu partiler, ABD’nin başını çektiği şer ittifakının (ABD-İngiltere-İsrail/Siyonizm) darbelerine muhatap olmuşlardır.

         Peki ama niçin?

          Bu çok temel bir sorudur. İşin sırrını öğrenebilmek için bu sorunun cevabı, duygusallıktan uzak, gerçekçi bir şekilde araştırılıp verilmelidir. Bu kadar farklı renklere sahip olan bu partilerin, konumuzla ilgili tek ortak paydası, ABD destekli darbelerle düşürülmüş olmalarıdır.

         Her darbeden sonra iş başına gelen siyasi partiler, geçmişten niçin ders alıp gerekli tedbiri almamışlardır/alamamışlardır?

         Şer ittifak, her devirde nasıl oluyor da, sivil ve askeri bürokrasiden, medyadan ve STK’lardan destek bulabiliyor?

         ABD, Türkiye’de sivil ve askeri bürokrasiye nasıl olup da kolayca sızabiliyor?

         “Hayır diyebilen bir Türkiye” istenmiyor.

         Bölgedeki vuruşmalar hiç de mezhep boyutlu değil.

                                                                                                                                                                                                       NEVZAT ÜLGER       

Read More
  • 16
  • 17
  • 18
  • 19
  • 20
  • 21
  • 22

Merak Ettikleriniz Ve Sormak İstedikleriniz İçin İletişim Sağlayabilirsiniz.

İletişim

1950 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. Öğretmen okulu’nu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı. Daha sonra iktisat fakültesi’ni bitirdi. Öğretmenliğin dışında on yıl üniversitede idari kadroda ve on yıl da…

Devamı...

İletişim

Merak Ettikleriniz Ve Sormak İstedikleriniz İçin Aşağıdaki Bilgilerle İletişim Sağlayabilirsiniz.

  • info@nevzatulger.com
Facebook

Hızlı Menü

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Eserler
  • Köşe Yazılarım
  • İletişim

Site İstatistikleri

  • Çevrimiçi Misafir: 1
  • Bugünkü Ziyaret: 30
  • Dünkü Ziyaret: 101
  • Toplam Ziyaret: 10286

Nevzat ÜLGER © 2021 — Tüm Hakları Saklıdır.